5 Ekim 2018 Cuma
22 Eylül 2018 Cumartesi
The Game
Dustin’in gücü ve yeteneğiydi bu: kadınlara hiçbir zaman
deneyeceklerini düşünmedikleri fantezilerini yaşatmak.
“Evet, konuşacak çok
şeyimiz var,” dedi Mystery ellerini birleştirerek. Oteldeki diğer müşterilerin
duymaması için bize doğru eğildi. “Benim işim sizi oyuna sokmak,” her birimizle
delici göz teması yaparak devam ecri: “Kafamdakileri sizin kafanıza sokmalıyım.
Bu geceyi bir bilgisayar oyunu farz edin. Gerçek olmayan. Kadınlara her
yaklaştığınızda, bu oyunu oynuyorsunuz.”
Kalbim delice çarpmaya başlamışa. Hiç tanımadığım bir
kadınla bir konuşma başlatma fikri, özellikle bu adamların beni seyredip
eleştirdiklerini bilirken, beni taşlaşnrdı. Bungee Jumping ve paraşütle
atlamak bununla kıyaslandığında çocuk oyuncağıydı. Mystery, “Tüm
İlişleriniz sizi mahvetmeye çalışacak” diye devam etti. “Onların orda olmasının
nedeni sizin kafanızı kanşarmak ve bundan sonra bilin ki onlara güvenemezsiniz.
Bazen utangaç olacaksınız, bazen kendinizde; ama her zaman duygularınıza
ayakkabınızın içindeki çakıl taşı gibi davranmalısınız. Rahatsızlık
vericidir ama çok fazla umursanmaz. O bu denklemin bir parçası değildir."
Olanca ihtişamıyla, “Dünyanın en büyük gizemlerinden biti
kadının zihnidir ve ben onu çözmeye kadar verdim,” dedi. Her gün yatım
saatlik bir otobüs yolcuğu yaparak Toronto’daki barlara, kıyafet
dükkânlarına, restoranlara ve kafelere takıldı. Internet üzerindeki
topluluktan veya diğer kadın avcılarından haberi olmadığından, tek meziyeti
olan sihirbazlığa güvenerek, yalnız çalışmak zorunda kaldı. Bir yabancı ile
konuşmaya cesaret etmeden önce bir düzine kez şehre inmek zorunda kaldı.
Bu noktadan sonra, başansızlık, reddedilme ve utanan işkencesine
göğüs gererek, bir sosyal dinamikler bilmecesinin parçalarını ve
erkek-kadın ilişkilerinin temelini oluşturduğuna inandığı modeli keşfetti.
“Bunu keşfecmek on yılımı aldı,” dedi, Mystery: “Temel prensip: BuTEK: Bul,
tanış, etkile, kapat. İster inanın ister inanmayın, bu oyun doğrusal.
İnsanların çoğu bunu bilmiyor.”
Sonraki yanm saatte, Mystery bize grup teorisinin ne
olduğunu anlattı. “Bu özgün seti katrilyonlarca kez yapmışımdır,” dedi. ‘Tek
başına duran bir kıza yaklaşmazsınız. Bu baştan çıkartma yöntemlerinin
en mükemmeb değil. Güzel kadınlar nadiren yalnız bulunurlar.” Gruba
yaklaştıktan sonraki kilit nokta, elde etmek istediğiniz kadını umursamayarak
arkadaşlannı kazanmaknr, diyerek devam etti — özellikle erkekleri ve
önünüze erkek-duvarlaşabilecekleri. Eğer hedef çekici ise ve erkeklerin
ona olan ilgisine alışkın ise, kadın avcısının, kadının ilgisini onun
cazibesinden etkilenmemiş gibi davranarak çekmesi gerekir. Bunu da
sağlamanın yolu, neg etmek dediğimiz bir yöntemdir.
“Bir alfa erkeğinin
ilk karakteristiği gülümsemesidir,” dedi yapay bit sırıtmayla. “Bir odaya
girdiğinizde gülümseyin. Bir kulübün kapısından girdiğinizde oyun
başlamışar. Siz gülümseyerek, kendinizde, eğlenceli ve birey
görünürsünüz.” Sweater’ı işaret ederek: “İçeri girdiğinde, bizle konuşurken
bize gülümsemedin.” “Benim tarzım bu değil,” dedi Sweater, “gülümsediğimde
şapşal görünüyorum.” “Şimdiye kadar yapaklarını yapmaya devam edersen, şimdiye
kadar elde ettiklerini almaya devam edersin. Buna Mystery Yöntemi
diyorlar çünkü ben Mystety’yim ve bu da benim yöntemim. Sonuç olarak
sizden istediğim, benim önerilerimi yerine getirmeniz ve önümüzdeki dört
gün boyunca yeni şeyler denemeniz. Farkı siz de göreceksiniz.”
Mystery Yöntemi'nin amacı, radara yakalanmadan yaklaşmaktır,
diye anlara. Kadınlara cinsel bir içgüdüyle yaklaşmayın. İlk önce onun hakkında
fikir sahibi olun ve sizin yaklaşmanızı hak etmesini sağlayın. Otelden
ayrılmak üzere ayağa kalktığı sırada, “Amatörler bir kadına direkt olarak
yaklaşır,” diye hüküm verdi. “Profesyoneller sekiz ile on dakika arası
beklerler.”
Mystery kadın tavlamanın ilk emrini söyledi: üç saniye kuralı.
Erkeğin bir kadını gözüne kestirip sonra onunla konuşmak için 3 saniyesi
vardır, dedi. Eğer bundan daha fazla zaman harcarsa, kız onu yalnızca
kendine uzun uzun bakan bir dalkavuk olarak görmez, o ayrıca yaklaşımını
fazlaca kafaya takmaya başlar, heyecanlanır ve muhtemelen de beceremez.
Sin, “Asla,” diye gırtlaktan gelen bir sesle uyardı, “bir
kadına arkadan yaklaşma. Her zaman önden, ancak çok direkt ve karşıdan
olmaması için dar bir açıyla gel. Yanından her an ayrılabileceğini
göstermek için, onunla omzunun üzerinden konuş.
Birkaç dakika sonra gözüme kendi başına duran, üzerinde
pembe pofuduk yeleği, uzun, dalgalı san saçlan olan çakırkeyif bir kadın
çarpa. Bu kadına yaklaşmanın, kendimi kurtarmak adına kolay bir yol
olacağına karar verdim. Bir ata, onu ürkütmeden yaklaşmak istercesine,
karşısında saat 10 hizasına gelene kadar daireler çizdim ve yaklaştım.
“Aman Tanrım,” dedim kıza. “Dışarıda kavga eden iki kızı gördün İlgilenmişti. Benimle
konuşuyordu. Çalışma zamanıydı. “Hmm, kızlar kendilerinin yan boyunda bir çocuk
için kavga ediyorlardı. Çok acımasızdı. Polis gelip kızları tutukladığında,
çocuk orada öylece durmuş, gülüyordu.” Kikirdedi. Kulüp ve orada çalan grup
hakkında konuşmaya başladık. Kız son derece arkadaş çatılışıydı ve
sohbetimizden keyif alıyor görünüyordu. Bir kadına yaklaşmanın bu kadar kolay
olabileceğini hiç düşünmemiştim. Sin bana doğru sokuldu ve kulağıma “Kino
yap,"diye fısıldadı.
“Kino nedir?” diye
sordum. “Kino?” diye sordu kız da. Sin arkadan bana doğru yaklaştı, kolumu
kaldırdı ve kızın omzuna koydu. “Kino bir kıza dokunmakur,” diye fısıldadı.
Kızın vücudunun sıcaklığını hissettim ve dokunmayı ne kadar sevdiğimi
hatırladım. Hayvanlar sevilmek ister. Kedi veya köpeğin fiziksel ilgi
istemeleri cinsel değildir. İnsanlar da aynıdır: Dokunmak isteriz.
Neyse ki Mystery biraz sonra geldi. “Bu mekân öldü,” dedi.
“Daha fazla hedef olan bir yere gideceğiz.” Mystery ve Sin’e göre bu kulüpler
gerçek değildi. Öğrencileri kadınlarla konuşurken, onlann kulaklarına bir
şeyler fısıldayabiliyor, yabancıların önünde tavlama jargonu
kullanabiliyor ve hatta öğrencilerini bir küme ortasında bölüp grubun
önünde, neleri yanlış yapaklannı anlatabiliyorlardı. Kendilerine öylesine
güveniyorlardı ve konuşmaları anlaşılmaz kelimelerle öylesine doluydu ki,
kadınlar, bırakın kendilerinin tavlama-meraklısı öğrencilerin eğitiminde
kullanıldıklarım düşünme)!, kaşlarını bile nadiren kaldırıyorlardı.
Diğer bara gidenken limuzin içinde moralim bir hayli
yüksekd. Mystery’ye “Sence onu öpebilir miydim?” diye sordum. “Eğer
öpebileceğim düşündüysem öpebilirdin," dedi. “Kendine yapmalı mıyım
yapmamak mıyım sorusunu sorduğunda, bu yapmaksın demektir. Tek yapacağın
şey faz değiştirmektir. Kocaman bir dişlinin zihnine vurduğunu düşün ve
bunu yap. Ona yazmaya başla. Ona teninin ne kadar güzel olduğunu söyle ve
omuzlarına masaj yapmaya başla.” “Bunun uygun olduğunu nereden
biliyorsun?” “Ben genelde ILİ’ye bakarım. ILI ilgi işaretinin kısaltmasıdır.
Kız sana adını sorarsa bu bir İLI'dir. Sana bekâr olup olmadığını sorarsa bu
bir İLİ’dir. Onun ellerini tutup sıkuğında, o da karşıkk olarak
sıkıyorsa, bu bir İLI’dir. Üç İLİ fark eder fark etmez, faz değiştiririm.
Düşünmeden. Sanki bir bilgisayar programı gibi.”
Sweater, “Onu nasıl öpüyorsun peki?” diye sordu. “Sadece,
‘Beni öpmek ister misin?’ derim.” “Sonra ne oluyor?” “Üç şeyden biri,” dedi
Mystery. “‘Evet’ derse, ki bu çok nadir olur, onu öpersin. “Belki’ derse veya
tereddüt ederse, sen de ‘Bakalım ne olacak?’ dersin ve onu öpersin. Eğer kız
‘Hayır’ derse, “Ben de zaten istiyorsun demedim. Sanki aklından bir şeyler
geçkiyoımuşsun gibi geldi,’ dersin.” “Görüyorsunuz,” diye, zafer kazanmış bir
tavıria gülümsedi. “Kaybedecek hiçbir şeyiniz yok. Hec türlü ihtimal
düşünülmüş. Hata payı yok. Bu Mystery’nin öpücük-kapatmasıdır.”
Sin’in bana kino yapmamı söylediğini hatırlayıp kolumu
beline doladım. Fakat bu sefer kendini geri çekti. Bu kesinlikle bir İLİ
değildi. Tekrar denemek üzere ona doğru bir adım arağımda, barda beraber
durduğu çocuklardan birisi geldi. Ben orada aptalca beklerken onunla
cilveleşti. Birkaç dakika sonra arkasını döndüğünde, bir ara bir şeyler yapalım
dedim. Kabul etti ve birbirimize numaralarımızı verdik. Mystery, Sin ve
arabadaki tüm çocuklar numara değişimim izlediler. Limuzine atladığımda numara
alışımla gurur duyar vaziyetteydim. Ancak Mystery etkilenmemişti. “O
numarayı aldın çünkü kıza fazla baskı yapnn, seninle oynamasına izin verdin,”
dedi. “Ne demek isdyorsun?” dedim. “Sana hiç kedi ve iplik hikâyesini anlattım
mı?” “Dinle. Hiç bir kediyi iple oynarken gördün mü? İp kafasının üstünde erişemeyeceği
bir yerde sallanırken, ipe ulaşmak için deh olur. Havaya zıplar, etrafında
döner ve tüm oda boyunca ipi kovalar. Ancak ipi bıraktığında ve kedinin
pençelerine düştüğünde, ipe bir saniyeliğine bakar ve bırakıp gider.
Sıkılmıştır. Artık onu istemiyordun” “'Yani?” “'Yani, kolunu kızın beline
doladığında kendini geri çekti. Ama sen ona bir fino köpeği gibi geri koştun.
Onu cezalandırmalıydın - arkanı dönüp başkasıyla konuşmalıydın. Onun senin
ilgini tekrardan çekmesi için çalışması lazımdı. Ondan sonra, o salakla
konuşması bitene kadar “Ne yapmalıydım?” “Demeliydin ki, ‘Sizi yalnız
bırakayım,’ ve yürümeye başlamalıydın, sanki hiç umurunda değilmiş gibi, sanki
kızı ona veriyormuşsun gibi — senden daha çok hoşlandığım bilmene rağmen.
Ödül şenmişsin gibi davranmalısın.” Gülümsedim. Gerçekten anlamıştım.
“Evet,” dedi, “dans eden ip olmalısın.”
gece, Mystery’yi Toronto’da, anne babası, iki yeğeni,
kardeşi ve kardeşinin kocasıyla yaşadığı evinden aradım. “Hey, dostum,” diye
cevap verdi Mystery. “Aklımı kaçıracak kadar sıkıldım burada.” “Buna inanasım
gelmiyor.” “Aslında yağmur yağıyor ve ben dışarı çıkmak istiyorum. Ama dışan
çıkacak kimse yok ve nereye gideceğimi de hiç bilmiyorum.” Yeğenlerine
seslerini kesmelerini söylemek için duraksadı. “Herhalde gidip tek başıma
suşi yiyeceğim.” Muhteşem Mystery1 nin haftanın her gecesi sıra sıra kızların
ve onunla şari etmek isteyenlerin oluşturduğu bir bekleme listesinin olacağını
düşünmüştüm. Halbuki o evindeydi. Babası hastaydı. Annesinin yükü çok
ağırdı. Kardeşi kocasından ayrılıyordu.
Sadece Ross Jeffries’i çalışmak benim için yeterli değildi.
Fikirlerinin çoğu sadece NLP’nin uygulamalarıydı. Sonuç olarak ben de kaynağa
giderek, 1970’lerdekı bu aykırı hipnopsikoloji okulunu kuran ve
geliştiren Califomia Üniversitesi profesörlerinden Richard Brandler ve
John Grinder’ın kitaplannı aldım.
Mystery’den çekici bir kadına yapılacak en önemli
şeylerden birisinin değer göstermek olduğunu öğrenmiştim. Başka bir
deyişle, beni ona yaklaşan önceki 20 erkekten ayıran şey neydi? Yani, eğer
bir çatalı sadece bakarak eğebiliyorsam ya da onunla daha konuşmadan adını
tahmin edebiliyorsam bu biraz daha farklı olurdu.
Fiziksel davranışımın her yönünü inceledim. Yürürken kollanm
sallanıyor muydu? Sanki güçlü göğüs kaslarımdan fırlayacak gibi dışarıya çok mu
açılıyorlardı? Güvenli bir şekilde, kurularak yürüyor muydum? Göğsümü daha
da dışanya çıkarabilir miydim? Başımı daha dik tutabilir miydim?
Bacaklarımı, devasa cinsel organlarımdan kurtanrcasına, daha ileriye
uzatmalı mıydım?
“Bir randevuya geç
kaldım,” dedim. Ellerim titriyordu. “Fakat bu sohbeti devam ettirmek için ne
yapabiliriz?” Bu Myscery’nin telefon numarası alma yöntemiydi. Bir kadın avcısı
bir kıza telefon numarasını asla vermez çünkü kız aramayabilir. Bir
KA, kızı numarasını verecek kadar rahat hissettirmelidir. Ditekt
numarasını da istememelidir çünkü kız her zaman hayır diyebilir; bu
nedenle kızın bunu teklif etmesi için onu yönlendirmelidir.
Elinde, An- chony Robbins’in Ultimate Power adlı kitabı
vardı. Açıkça aynı yoldan yürüyorduk.
Tamamen güvenle alakalı. Yani Mystery’nin atölyesinde
öğrendiklerim sadece kadınlarla ilgili değil.”
“Spor salonundan yeni
döndüm ve kollarım gerçekten çok ağnyor.” Bu onun açıbşıydı. Arka cebinde
taşıdığı ufak bir kopya kâğıdında yazıyordu. Kadın tavlamak anladım ki, stand
up komedi veya diğer temsil sanatlarından pek de farklı değildi. Hepsinin
açılışa, yöntemlere ve akılda kalıcı bir kapanışın yanı sıra bütün
bunların yepyeni olduğunu zannettirecek bir yeteneğe ihtiyaç vardı.
Mystery’ye göre bir kadının tanışma aşamasından sekse
rahatça geçebilmesi için yedi saat civan bir zaman gerekliydi. Bu yedi saat tek
gecede de olabilirdi, birkaç günde de; bir saatlik yaklaşma ve konuşma; bir
saatlik telefon konuşması; içki içmek için iki saatlik bir görüşme; bir saat daha
telefon konuşması ve sonra; bir sonraki buluşmada, beraber yatağa girmeden
önce iki saat daha takılmak.
Mvstery’nin atölyesinde kanat olmak için her gece çıkıp
antrenman yaparken, kısa zamanda çalışan bir yöntem geliştirdim - en azından
belli bir seviyeye kadar. Reddedilmek bir seçenek değildi. Bir grubu nasıl
açacağımı, değişik koşullara nasıl yanıt vereceğimi ve bir telefon
numarası alarak bir daha nasıl buluşacağımı biliyordum. Eve her
döndüğümde, o gecenin olaylarını gözden geçirip şarjlarımda neleri daha iyi
yapabileceğimi düşündüm. Eğer yaklaşım işe yarama-dıysa, onu geliştirmenin
yollannı aradım - yaklaşma açılanm, arkamı dönüşlerim, alıp gidişim, zaman
kısıtlamalanm. Eğer numarayı alama-dıysam, diğer şarjların yapağı gibi, kızı
soğuk veya kaltak olduğu için suçlamadım. Herhangi bir takdk hatası bulana
kadar, kendimi suçladım ve her jestimi, kelimemi ve tepkimi analiz ettim.
Okuduğum “NLP’ye Giriş” isimli bir kitapta, yenilgi diye bit
şeyin olmadığı, sadece eğitici dersler olduğu yazıyordu. Bu eğitici derslerin
kafamda gelişmesini ve bu sayede sahada hatasız olmayı istiyordum.
düşünce tarzı. Hâlâ kafamın içinde kurtulmam gereken nazik
bir adam vardı. Fakat, ne yazık ki, bunu, Belg-rad’dan önce başaracak zamanım
olmayacaktı. 6
KA’lann bu durum için bir tabirleri var. Buna “tek-geçilen”
diyorlar. Bu SHUTlerin yakalandığı bir hastalık. Flört etmedikleri veya
yatmadıkları bir kıza saplanıp onu kaybedeceklerinden çekinerek yanında
yoksun ve heyecanlı olmaya başlıyorlar. KA’lara göre “Tek-geçileri’in
tedavisi, gidip bir düzine kadınla yatmak ve sonradan bu çiçeğin gerçekten
hâlâ o kadar özel olup olmadığına bakmak.
Korku nöbetleri ilk önce göğsünüzü kaplar. Oradan kalbinizin
üstünü lastikten yapılmış bir mengene gibi nazikçe sıkmaya başlar. Sonra
korkuyu gerçekten hissedersiniz. Mideniz yanmaya başlar. Boğazınız düğümlenir.
Siz kuruluğu önlemek için devamlı yutkunursunuz ve ağzınızı açtığınızda,
güvenli, berrak bir ses çıkacak diye umarsınız. O kadar eğitimime rağmen,
dehşece düşmüştüm. Kadınların algılan erkeklere nazaran çok daha kuvvetlidir.
Samimiyetsizliği ve saçmalığı ânında fark ederler. Yani usta bir kadın
avcısının ya kullandığı malzemeye sadık olması ve gerçekten buna inanması
gerekir ya da çok iyi bir aktör olması. Bir kadınla konuşurken aynı anda
da kızın kendisi hakkında ne düşündüğünü merak eden kaybedecektir.
Kadının, erkeğin donunun içine girmeyi düşünmesinden önce, o
kadının donunun içine girmeyi düşündüğünü fark ettiren erkek
kaybedecektir. Hemen hemen tüm erkekler bu kategoriye girer. Sasha
giriyor. Ben giriyorum. Buna karşı koyamıyoruz: Bu bizim doğamız. Mystery buna
dinamik sosyal homeostasi diyor. Bir kızla karşı konulmaz sevişme isteğimiz ve
kendimizi ona yaklaşmaktan koruma çabamız arasında sürekli delicesine mücadele
ediyoruz. Ona göre bu korkunun sebebi; bir erkeğin, bit kadın tarafından
reddedildiğinin herkesçe bilindiği bir kabile hayatından evrimleşmemiz.
Mystery’nin düşüncesine göre, bundan sonra toplumla ilişiği kesiliyor ve
genleri yabani otlar misali umarsızca yok ediliyor.
“Bir kızın seni
kıskanmasını sağlarsan,” dedi Mystery öğrencilerine, “onun şenle yatmasını
sağlayabilirsin.” İki prensip üzerine çalışıyordu. Birincisi, kulüp
personelinin ilgisini ve onayını alarak sosyal kanıt oluşturuyordu. İkincisi
de, piyon kullanıyordu — yani bir grubu rehin alarak daha zor ulaşılabilir olan
diğerine erişmeye çalışıyordu.
Arık hedefinin bulunduğu gruptaydı. Erkeklere birkaç
numaraya yapıp kızı gerekli beş dakika boyunca görmezden geldi. Sonra yumuşadı,
kızla konuşmaya başladı ve onu yakındaki bir koltuğa götürerek gruptan
ayırdı. Tüm kulübü, sadece onunla tanışmak için piyon olarak kullanmıştı.
Mystery -sayarak- beş adım ara ve arkasını dönerek “Bir haftadıı
rezil bir dairede yaşıyorum. Orada bir otel ratacağım ve
yıkanacağım,'1 dedi sokağın sonundaki Moskova Oteli’ni işaret ederek,
“ister benimle gelirsin ya da iki hafta sonra Kanada’ya döndüğümde benden
bir e-mail Natalija bir dakika tereddüt ettikten sonra onu takip etti. İşte o
anda bütün hayatım boyunca yapağım bir hatayı fark ettim: Bir kadını elde etmek
için, onu kaybetmeyi göze almaksınız.
Adam kendini beğenmişin tekiydi. Umursanmadığında solan
ve ilgiyle -olumlu veya olumsuz- açan bir çiçekti. Tavuskuşu reorisi
sadece kızlan etkilemek için değildi. Birincil varoluş amacı dikkat
çekmekti.
Bir Alman göçmeni olan alkolik babasının onu hem sözlü hem
de fizikse! olarak taciz ettiğim söyledi. Ondan 14 yaş büyük olan ağabeyi
homoseksüeldi. Annesi de, babasının tacizini telafi etmek için
ağabeyini sevgiye boğmasından dolayı kendini suçluyordu. Dengelemek için
annesi kendini duygusal olarak Mystery’den uzak tutmuştu. 21 yaşında ve hâlâ
bakırken, kendisinin de eşcinsel olduğundan endişelenmeye başlamıştı. Böylece,
bir depresyon döneminde, Mystery Yöntemi olarak bilinecek öğretiyi tanımlamaya,
hayatım, ebeveynlerinden hiçbir zaman görmediği sevgiyi aramaya adamışu.
Ya seni reddederse? Evet, ya evine bir meteor düşerse? Kızın
hazır olup olmadığını öğrenmek istiyorsun. Bunu anlamanın yolu bir başka 3
saniye kuralıdır. Her zaman işe yarar. Yakın otururken, konuşmanın
kesilmesine izin verin. Konuşmayı durdurmuşken kızın gözlerinin içine
bakın. Size üç saniye boyunca geri bakıyorsa, öpüşmek istiyordur. Senin
deneyimlediğin rahatsızlık benim dünyada en sevdiğim şey - cinse!
gerginlik.
Gerçekten onun ne düşündüğü umurumda değil. Gençken bu benim
için çok ciddi bir meseleydi. Ama şimdi, anlasam da anlamasam da, şansını
deneyen biriyim. Kızı bir egzersiz gibi görmek işe yarar. Korku hâlâ içindeyse,
sadece "Vıtes-değişdr! Şu anda bir mağara adamıyım Attık Style değilim
Bakalım benden nefret edecek mi? Eğer ederse, siktir et Umurumda bile
değil,” demelisin. Mağara adamlığı yapmadığın ve artık hayaunda olmayan
kızlara dön de bir bak. Ne olmuş ki? Sence bir mağara adamı şu anda onu
sikerken, ala ay önce tanışuğ birisini iyi şekilde haarlamasının önemi var
mı? Onu bazen sarsmaksın. “Dilini çıkart,” de. Sonra da onu em Eğer
seni tokatlarsa ne güzel! Harika bir hikâye olur.
Maddash iyi seçilmiş önermeleri kullanıp başanlı bir biçimde
kızın dikkatini başka bir şeye çekerek cinsel harekedere nasıl ters tepki
vermeyeceğinden bahsetti. Katıkyonım. Kızın memeleriyle oynarken “Oradaki
kukla gösterisine bak,” deyin. Eğer göğüsleriyle oynamanıza tereddüt
ediyorsa, kuklaları gösterin ve gülün. “Kuklalara bak. Bak ne kadar komik
kuklalar.” Sonra tekrar memeleriyle oynayın.
Bir öğreti seçmek. Bilinçsin dil kalıplan kullanarak bir
kızı azdıran Ross Jeffries ve onun Hızlı Baştan Çıkartma okulu var. Veya bir
kulüpteki en çok arzu edilen kadını yakalamak için sosyal dinamikleri manipüle
eden Mystery ve Mystery Yöntemi var. Ya da arsız-komik tabir edilen, kendini
beğenmişlik ve mizahın birleşimiyle kadına üstünlük sağlama)! savunan David
DeAngelo ve Ran-devulannızı ikiye Katlayın yöntemi var. Veya öğrencilerine
sadece, kadınlar onlan durdurana kadar hayvani cinsellik uygulama ve fiziksel
teması artırmayı kullandıran Gunwicch ve Gun-wıtch Yöntemi var. İlkel sloganlan
ise: “Kaltağın hayır demesini sağla." Ya da David X, David Shade, Rick H.,
Majör Mark veya bir gün İn-cemet’te ortaya çıkıp yalnızca kendi alışveriş listesini
ona okuyarak mevcut tüm KA’lardan daha hızlı ve daha iyi kadın tavlayacağını
iddia eden, sahnedeki en yeni üstat olan Juggler var. Sonra, Steve P. ve
Raspudn gibi, öğretilerini yalnızca değer gördükleriyle paylaşan, daha
merkezci öğretmenler var. Evet, kendi öğretilerinin tek doğru olduğuna
inanan, kendilerine has yöntemleri ve öğretileri olan bir düzine aklı hocası
var. Tabii devler devamlı bit savaş halindeler - tehdit edecek, isimler
takarak, yarışarak, dolandırarak.
Sandy ile konuşurken bana sokuldu. Bir şeyler istiyor
gibiydi. Ben de evrimsel faz değiştirme yöntemini kullandım ve onunla tuvalete
gidip öpüşmeye başladım. Onu çekici bulmuyordum; Sadece bir kadınla,
arak bu kadar rahat öpüşebildiğim için heyecanlıydım. Şu anda bile, yeni
kazandığım gücü kötüye kullanıyordum.
“Benim her zaman
yaptığım gibi yap. içeri girer girmez, kendini banyoya at. Sonra kıyafetlerini
çıkartıp suya gir, kızlan sırtını keselemek için çağır ve oradan devam
et.”
Böylece Mystery’nin tavsiyesine uydum. İnek öğrenci modeli
gözlüğümden beni sonsuza dek kurtaracak bir lazer ameliyatı oldum. Dişlerimi lazerle
temizlettim. Bir spor salonuna yazıldım ve yalnızca kardiyovasküler bir
egzersiz için değil, iyi bir ten rengine de sahip olmak için sörfe
yazıldım. Bazı yönlerden sörf bana şarj etmeyi anımsatıyordu. Bazı günler
gidersiniz tüm dalgalan yakalayıp kendinizi şampiyon zannedersiniz; bazı günler
bir tane bile yakaiayamayıp berbat olduğunuzu düşünürsünüz. Ama ne olursa
olsun, her gün gidip bir şeyler öğrenir ve kendinizi geliştirirsiniz. Sizi
oraya geri döndüren budur.
Bir şeyler öğrenmek istediğim ilk kişi Juggler ’dı. Yazıları
bende merak uyandırırdı. SHUT'lere utangaçlıklarından kurtulmak için evsizlere
birer çeyreklik verip onlarla konuşmalarım veya rehberden rasgele
insanları arayıp onlardan film tavsiyeleri almalarını önerirdi.
Diğerlerine kendilerini zorlamak adına çöp toplayıcısı olduklarını veya 86
model Impala kullandıklarını söyleyerek şarj etmelerini tavsiye ederdi.
Özgündü, ilk atölyesini duyurmuştu. Ücret: bedava. Juggler in toplulukta bu
kadar çabuk yükselmesinin başka bir nedeni de, rekabetçi fiyatının yanı sıra
yazdıklarıydı. Yazıları zarifti. Testosteronuyla ebedi bir çelişki içine
girmiş bir lise son sınıf öğrencisininki gibi dağınık karalamalar değildi.
Hızlı konuşmak genelde kendine olan derin bir güvensizliğin
işaretidir. Diğerlerinin kendi anlattıklarıyla ilgilenmedikleri düşünenler,
dinle- Neil Sı yicilerinin ilgisini yitireceklerinden korktuklanndan hızlı
konuşurlar. Diğerleri, mükemmeliyetçiliğe o kadar âşıktırlar ki, her şeyi doğru
biçimde değerlendirmeye zorlanırlar ve tümünü artan bir hızla anlatmaya
çalışırlar.
Havalı biriydi. Ama, sanki — onu tamamlayacak bir parça
gibi, kendinde eksik gördüğü bir şey varmışçasına hiçbir anlam veremediğim bir
kendine güvensizliği vardı. Eninde sonunda içinde bulacağını düşündüğüm şeyi
dışarıda atıyordu.
Bir kadına ilk söylediğinizin çok fazla önemi yoktur. Bazı
adamlar bana akıllarına hiçbir şey gelmediğini ya da gerçekten iyi bir cümleye
ih-tiyaçlan olduğunu söylüyorlar. Ben onlara çok fazla düşündüklerini
söylüyorum. Siz o kadar da önemli değilsiniz. Ben o kadar önemli
değilim. Hiçbir zaman o kadar dikkade pakedenmesi gerekecek bir şey
düşünmedik. Mükemmeliyetçilikten vazgeçin. Açılış olarak, bir homurdanma veya
gaz çıkarma bile yeterlidir. “Nasılsın?” diye sordum. Bu benim tipik
açılışlarımdan birisi. Manavdaki tezgâhtardan het gün duyacağınız bir şey.
Bir konuşmayı ilerletmenin iki yolu vardır. Ya soru
sorarsınız: “Neredensin?”; “Dilini kaç yöne bükebiliyorsun?”; “Reenkamasyona
inanır Ya da açıklayıcı ifadeler kullanırsınız: “Ben Ann Arbor, binlerce ve
binlerce dondurmacıya ev sahipliği yapan Michigan’da yaşıyorum”; “Dilini küçük
su kuyucuğuna çeviren bir arkadaşım var”; “Ev arkadaşımın kedisi Richard
Nixon’un reenkamasyonu.” Yirmili yaşlarımın başını kızlan tanımak için onlara
tonlarca sorular sorarak geçirdim - ucu açık sorular, zekice sorular, garip
sorular, içimden en çok gelen sorulann en güzel paketlenmiş halleriyle. Onlann
ilgimi takdir edeceklerini düşündüm. Karşılığında aldığım sadece, isim, sınıf,
seri numarası ve bazen de ortaparmak oldu. Sorguya çekmek baştan çıkartmak
değildir. Baştan çıkartmak iki insanın
Bir konuşmayı ilerletmenin iki yolu vardır. Ya soru
sorarsınız: “Neredensin?”; “Dilini kaç yöne bükebiliyorsun?”; “Reenkamasyona
inanır Ya da açıklayıcı ifadeler kullanırsınız: “Ben Ann Arbor, binlerce ve
binlerce dondurmacıya ev sahipliği yapan Michigan’da yaşıyorum”; “Dilini küçük
su kuyucuğuna çeviren bir arkadaşım var”; “Ev arkadaşımın kedisi Richard
Nixon’un reenkamasyonu.” Yirmili yaşlarımın başını kızlan tanımak için onlara
tonlarca sorular sorarak geçirdim - ucu açık sorular, zekice sorular, garip
sorular, içimden en çok gelen sorulann en güzel paketlenmiş halleriyle. Onlann
ilgimi takdir edeceklerini düşündüm. Karşılığında aldığım sadece, isim, sınıf,
seri numarası ve bazen de ortaparmak oldu. Sorguya çekmek baştan çıkartmak
değildir. Baştan çıkartmak iki insanın birbirlerine açılmalannı sağlayacak
bir ortam yaratma sanandır.
Sonra Style’la tanışıp bambaşka bir düzeyde bir yakınlık
hissettim. Şeyle dinlerdi. Birçok insan duyacaklanndan korktukları için
dinlemez. Style’ın kabplaşrmş görüşleri yoktu. Başkaları nasıl olmak
isterse istesin o rahattı. Kırılması gereken kaltak kızlar bulmuyordu.
Uğraşması zevkli, yerinde duramayan kızlar bulurdu. Gelişigüzel
engellerden oluşan bir süreç görmüyordu. Yeni bir bölgeyi keşfecmek için
bir fırsat görüyordu
Ross, hukukçulara asistanlık işleri arasında, yalnız ve kız
arkadaşsız sürüklendi durdu. Bütün bunlar, bir kitapçının kendini-gelişdrme
adlı reyonunda, kendi anlau-mınca, istemsizce uzanıp aldığı bir kitapla
değişti. Bu kitap, John Grimler ve Richard Brandler’ın klasik bir NLP
yapın olan Frogs into Princes adlı kitabıydı. Ross, bu konu hakkında
bulduğu tüm kitapları silip süpürdü.
DeAngelo, Randevularınızı İkiye Katlayın isimli rakip bir
iş kurdu. Bu NLP ya da herhangi bir hipnotizma tekniğine değil,
evrimsel psikolojiye ve DeAngelo’nun arsız komik prensibine dayanıyordu.
“Başka bir deyişle,”
diye devam etti, “baştan çıkartmada hile, dürüst olmamak ve amaçlarınızı
saklamak vardır. Bu benim öğrettiğim şey değil. Ben size çekiciliği
öğretiyorum. Çekicilik, kadınların sizi mıknatıs gibi beğenmesi ve yanınızda
olmak istemesi için kendi üzerinizde çalışmak ve kendinizi geliştirmektir.”
“Baştan çıkartma,”
DeAngelo nodanndan okudu; “sözlükte “yanlış yapmaya ayartmak, özellikle de bir
kadıma vicdanına yenik düşmeden ahlaki olmayan cinsel ilişkilerde bulunmasını
sağlamak’ olarak tanımlanır. “Başka bir deyişle,” diye devam etti, “baştan
çıkartmada hile, dürüst olmamak ve amaçlarınızı saklamak vardır. Bu benim
öğrettiğim şey değil. Ben size çekiciliği öğretiyorum. Çekicilik, kadınların
sizi mıknatıs gibi beğenmesi ve yanınızda olmak istemesi için kendi üzerinizde
çalışmak ve kendinizi geliştirmektir.”
Öğrencileri birbirlerine James Dean bakışları atmaya
çalıştırdıktan sonra, “Birisinin bir şeyi istemesini nasıl sağlarsınız?” diye
sordu. “Ona değer katarsınız. Başkalarının ondan hoşlandığını
gösterirsiniz. Onu nadir kılarsınız. Böylece onun için çalışmalarım
sağlarsınız. Öğlen yemeğinde bunu düşünmenizi istiyorum.”
Rick’in ikinci kuralını taçlandıran olgulardan biri de
kadınlara hiçbir zaman düz cevaplar vermemektir. Yani bir kadın size yaşamak
için ne yapağınızı sorduğunda, onun tahmin etmesini sağlayın: Ona
çakmak tamircisi, beyaz köle tüccan ya da profesyonel langırt oyuncusu
olduğunuzu söyleyin.
Betıim lehime çalışan bir şey varsa o da kadınların yanında
korkusuz olmam. Yöntemim çok basit. Bir kızın yapağı veya söylediği her şey
benim için bir ÎLI’dir. Nokta. Beni isöyor. Kim olduğu önemli değil.
Siz buna inandığınızda, onlar da inanmaya başlıyor. Kadınlara olan
sevgimin kölesiyim. Bunu hissedebiliyorlar. Kadınların zayıf noktası kelimeler
ve dildir. Neyse ki bunlar benim kuvvetli yönlerimden. Eğer benim ilerlememe
karşı çıkarlarsa, Mars’tan geliyor-muşum da dedikleri hiçbir anlam ifade
etmiyormuş gibi davranınm.
Seminerin en önemli olayı, bana, herkesin gıpta ettiği
oyunumu yaratmamı sağlayacak olan Steve P. ve Rasputin’in gelmeleriydi. Baştan
çıkartma topluluğuna girdiğimden beri bu adamlar hakkında fısıldaşıldı-ğını
duyuyordum — gerçek üstadar; erkekleri değil kadınları yönetenler.
Kadınlan cezbetmek üzerinde verdikleri tavsiye basitti: “İyi
hisset mekte uzmanlaşın.”
Raspudn “Korku diye bir şey yoktur,” diye yanıtladı.
“Duygular, düşünceleriniz yüzünden vücudunuzda hapsolmuş enerji ve hareketlerdir.”
Mini-Clark Kent ona aptal aptal baktı. “Bunu nasıl aşacağını biliyor musun?”
Raspudn, muhatabına, katlanan bir sandalyeyi ikiye bölecek bir güreşçi gibi
baka. gibi kokuncaya dek, bir ay boyunca
ne araş ol, ne de duş al. Sonra iki hafta boyunca, önüne dildo takılı bir
elbise ve bir kaleci maskesiyle dolaş. Ben bunu yaptruşom. Ve bir daha asla
topluluk önünde aşağılanmaktan korkmadım.”
“Seni, bir kızın
sikini ağzına aldığında minnettar olmayacağın şekilde yeniden yaratacağız,”
diye açıkladı Steve. “Ustanın nektarından içebilmek kız için bir ayncalık
olacak.”
Her gece Steve’in çocuklan yataktan sonra, bana adlannı asla
telaffuz etmemeye söz verdiği Şamalılardan öğrendiği iç-çember sihrini öğretti.
Orada kaldığım ilk hafta sonu, bana ruhun-içinde-gezme, ki bu bit kadının sağ
gözüne sağ gözünüzle derin derin bakıp aynı anda nefes alarak yapılıyor, dersi
verdi. “Onunla bunu yapuğında o sana gerçekten sıkıca bağlanacakar,” diye
uyardı. Uyan konuşmaları genelde derslerden daha uzun sürüyordu. ‘'Bunu
yapağında Gaelicçede ruhun arkadaşı anlamına gelen anamchara, bir ruh
arkadaşı haline gelirsin.”
Onunla yemeğim, daha önce yediğim bir sürü yemeğe
benziyordu. Kuralların her zaman farklı olması dışında. Onunkiler şöyleydi: I.
Kızın ne düşündüğü kimin umurunda? II. Sen
bu ilişkideki en önemli kişisin. Onu felsefesi kadınlara hiçbir zaman yalan söylememekti.
Kadınlan kendi kelimeleriyle tuzağa düşürerek yatağa atmasıyla övünürdü.
Öme-ğın, bir kızla bir barda tanıştığında, kıza spontane olduğunu ve
kuralları olmadığı söyletir; sonra da, eğer bardan onunla ayrılmak
konusunda tereddüt ederse, “Senin spontane olduğunu sanıyordum. Seni
istediğini yapan birisisin zannettim,” derdi.
bir şeyi fark ettim: Arak başka bir ustaya ihtiyacım
yoktu. Dünyanın en iyi kadın avası olmak için gerekli her türlü bilgiyi
edinmiştim. Yüzlerce açılışım, kalıbım, arsız-komik yorumum, değer katma
yöntemim ve güçlü cinsel tekniklerim vardı. Hipnotize olup ölümsüzlük sarayına
kadar gidip geri gelmiştim. Kendi ilgim ve eğlencem dışında herhangi bir şey
öğrenmeye gerek kalmamışa. Sadece sürekli sahada olmam gerekiyordu -
yaklaşarak, düzelterek, ince ayar yaparak ve de gerekli noktaların
üzerinde çalışarak. Miami’ye ve onu takip edecek tüm atölyelere hazırdım.
Okuduğum tüm kendinı-gelişdrme kitaplarına rağmen, hâlâ
kabul-edilebilme duygusunu aşamamıştım. Hiçbirimiz aşamamıştık. Bu
nedenle oyundaydık. Seks, yükümüzü boşaltmak için değil, kabul edilmek
içindi.
tekrar ona bakam ve sonra da alt dudağına yapıştım.
Dili ağzından çıka. “Hey, o kadar da çabuk değil,” dedim, bana
asılı-yormuşçasına. David DeAngelo’nun seminerlerinde söylediği, fiziksel
yükselmenin anahtan, her zaman iki adım ileri bir adım geri gitmektir.
Bana yumuşakça baka ama hiçbir şey söylemedi. Neden bu kadar
baştan çıkamcı olduğunu görebiliyordum: Gözleri bir dağ gölünün yüzeyi gibi
parıldıyordu, o güçlü odaklanma, o anda sizin söylediğinizden başka hiçbir
şeyin öneminin olmadığı hissi.
“Herkes benim kim
olduğumu zannediyor?” diye sordum. “Moby değil misiniz?” Yani aslında benim
gecem falan değilmiş. Aslına bakarsanız, kazınmış kafam yüzünden hostes beni
Moby zannetmiş ve de mekândaki insanların yarısına söylemişti. Baştan
çıkartmaya harcadığım onca zaman şöhrede kolayca kazanılabiliımiş. Bir sonraki
seviyeye gerçek anlamda geçebilmek için, bir ünlünün ilgi düğmelerini
çevirdiği gibi bir yöntemi —kabul edilme ve böbürlenme haklarım— ünlü
olmadan bulmalıydım.
Mystery, bir kadın onaylanma için seks yapıyorsa, bu neden
elinden alınmasın, diye bir fikir öne sürdü. Planı, soğuk davranıp onu
umursamayarak, kızı, her şeyin eskisi gibi olmasını sağlamak için
Mystery’yc yaklaşmasına neden olacak kadar rahatsız bir duruma sokmaktı.
Juggler’ı yeniden görmek güzeldi. Gerçek hayatraki
arkadaşlarımı korkuemayan, beni güldüren, normal olan, aidiyet ihtiyacı
duymayan birkaç kadın avcısından biriydi. Bu sebepten dolayı ben onun
gerçekten bir kadın avası olduğuna inanmıyordum: O komik ve usta bir
İletişimciydi. Kanımızı donduran ve yemeği bir şekilde rahatsız hale
getiren Mystery’ye kıyasla son derece nükteliydi. Mystery’nin planı tutarsa,
buna değecekti; aksi halde, o sadece aşağılık biriydi.
Ona, ilk olarak, yaşadığım her tutkulu ilişkinin tutkulu
başladığını söyledim. Bu Mystery’den öğrendiğim bir lafa ama buna
inanıyordum. İkinci olarak, belki de yapmaması gerekiyordu ama yapmaya ihtiyaa
olduğunu ve yapmak istediğini söyledim. Bu Ross Jeffries’den öğrendiğim bir
lafo ama buna da inanıyordum. Üçüncü olarak, daha önce beraber
olduğu birçok insandan daha olgun olduğumu ve beni geçmişteki
deneyimleriyle kıyaslamaması gerektiğini söyledim. Bu David X.’ten öğrendiğim
bir laftı ama buna da inanıyordum. Son olarak onu bir daha
görmezsem üzüleceğimi söyledim. Bu alına bir laf değildi.
Mystery, Patricia reddedene kadar, onun hakkında ne
konuşuyordu ııe de onu düşünüyordu. Şimdi saplantı haline getirmişti. İlgi
hakkındaki teorileri geri dönüp yüzünde padamıştı. Patricia ondan
uzaklaşıyordu. Ama Patricia için bu bir taktik değildi — bu gerçekti. Bir
sihirbaz olarak başkalarının kolay aldanmaların] istismar eden Mystery’nin doğaüstü
veya ruhani hiçbir şeye karşı sabrı yoktu. Onun dini Darwin’di. Aşk ona
göre, insanoğlunun iki ilkel dürrüsü olan hayat- ta kalmak ve çoğalmak
isteminin yerine getirilmesindeki evrimsel bir etkiydi. Buna etkisel birleşme
diyordu. “Birleşmenin bu kadar kuvvetli olması çok garip,” dedi. “Kendimi çok
yalnız hissediyorum.”
arada, topluluk kadanarak büyüyordu. Bir sürü yeniyetme
odalara üşüşüyordu. Onlar genç çocuklardı -bazıları hâlâ lisedeydi— ve
KA’lar-dan yalnızca baştan çıkartma ve sosyalleşme üzerine değil, her
konuda tavsiyeler istiyorlardı. Hangi üniversiteye başvuracaklarını;
reçeteli psikiyatrik ilaçlan bırakıp bırakmamalarını; mastürbasyon yapmayı;
prezervatif kullanmayı; uyuşturucu kullanmayı; evden kaçmayı soruyorlardı.
Ne okumalan, ne düşünmeleri ve bizim gibi olmak için ne yapmaları
gerektiğini soruyorlardı.
Baştan çıkartma karanlık bir sanattır. Sırlan, hepimizin
ödemek zorunda kaldığı bedellerle geliyordu, ister akıl sağlığı olsun, ister
okul, iş, zaman, para, sağlık veya erdem ya da ister kendini kaybetmekle
olsun, bedelini ödüyorduk. Kulüplerde Süpermen oluyorduk ama içimizde
çürüyüp gidiyorduk.
Aslında hepimizin bu şekilde hissettiğini söylemeliyim;
hepimiz baştan çıkartmanın hayadanmızı tükettiğini, hislerimizi ele geçirdiğini
ve artık yaşamlanmızı bir dengeye koyup önceliklerimizi belirlememiz
ve baştan çıkartmayı yüce bir hobi haline getirmemiz gerektiğini fark edi-
Fakat hipnozda damıtma diye bir tabir vardır. Bu, insanın hipnoz halindeyken
uyandınlması ve tekrardan hipnoza geçirilmesi halinde, transın çok daha derin
ve güçlü olacağını anlatır. Ve baştan çıkartma da böyleydi. Hepimiz bir dakikalığına
ondan kurtulduk — gözlerimiz açtık vc dünyanın gerçek ışığını gördük. Fakat
tekrardan kapıldık, eskisinden daha da kuvvedi bir biçimde — hiçbirimizin
tahmin dahi edemeyeceği kadar derinlere.
Bir kadın bana ne tür bir test, meydan okuma veya engel
çıkartırsa çıkartsın, ona nasıl karşılık vereceğimi biliyordum. Dans Maya
bana, “Ardı ardına gelen orgazmlar için teşekkürler. Ara ve beni ne
zaman yemeğe çıkartacağını konuşalım. Bana taksi parası borçlusun ve
gerçek bir randevuya çıkarulmak istiyorum,” diye yazdığında, onun çok
ısrarcı veya kötü niyetli olduğunu düşürmedim. Bu kadar erken birlikte
olmasını meşrulaşurmak ve beni ne kadar kontrol edebileceğini görmek istiyordu.
Vereceğim cevap için düşünmedim bile. “Bak sana ne diyeceğim,” diye yazdım.
“Taksi parasını vereceğim, söz verdiğim gibi ve sen de tüm o orgazmlar
karşılığında beni yemeğe çıkartabilirsin.” Beni yemeğe çıkarttı.
Eski günlerde yalnızca Mystery’nin kanadı, Ross’un müridi
veya Steve P.’nin hipnoz deneğiydim. Artık her dışarıya çıktığımda
kendimi kanıtlamam gerekiyordu. Topluluktaki çocuklar arkamdan, “Style
nasıl? İyi mi bari?” diye soracaklardı. Bir kız grubuna gidip on beş
dakika içerisinde aralarından en aceşlisiyle öpüşmeye başlamazsam, benim bir şarlatan
olduğumu düşüneceklerdi. Topluluğa katılmadan önce, kadınlar konusunda
başarısız olmaktan korkuyordum. Şu anda erkeklere karşı başarısız olmaktan
korkuyorum.
En sonunda kadınlann sadece ilişki istemedikleri düşüncesini
kafama yerleştirdim. Aslında, zincirleri çözüldüğünde, bir kadının fiziksel
ihtiyaçları bir erkeğinden çok daha doyumsuz. Yalnızca onlann, teslim ol-malan
için, rahat hissetmelerini sağlamak adına aşılması gereken engelleri ve
programlanmış duvarian var. Oyunda başanlı olmamın sebebi, bir KA’nın
hedefinin sadece kadınlann kaçış veya kapanma düğmelerini te-tiklememek
olduğunu öğrenmemdi.
Açılışlar, örneğin, gelişigüzel olmadır. Bu bir tavlama
denemesi olarak görülmemelidir. Yalnızca, o ve arkadaşlanna soru soran arkadaş
canlısı yabancıyı oynuyorsunuz: “Komşum geçenlerde iki tane köpek aldı ve
onlara seksenlerin bir pop İkilisinin adını vermek istiyor. Bir öneriniz
var mı?” Bir grup insanla konuşmaya başladığınızda, onların akıllarındaki ilk
soru, “Bu adam bizi bürün gece esir mi alacak? Ondan nasıl kurtulabiliriz?”
olacaktır. Siz de kendinize sahte bir zaman sınırlaması koyun. Gruplanna
katılır katılmaz “Sadece birkaç dakika kalabilirim,” deyin. “Çünkü
arkadaşlarımın yanına geri dönmek zorundayım.” Etkileşim kurarken, dikkatinizi
en çok sizi dışarıda bırakmak isteyen kişilere verin — kıskanç erkekler, fazla
korumacı arkadaşlar. Hedefinizi neg ederken, iğnelerken ve meydan okurken,
onların rahat hissetmesini sağlayın.
Eğer sözünüzü keserse, örneğin, “Yaa, o hep böyle
midir?” “Onunla nasıl baş ediyorsunuz?” deyin. Eğer şaşırmış bir biçimde
bakıyorsa, hafif bir övgüyle onun gönlünü alın. Ben buna uzak-yakın diyorum —
onu uzaklaştırarak tahmin yürütmesini sağlayın ve sonra da hızlıca yakınınıza
çekin.
onlara değer katın. Kızlara en iyi arkadaş testini yapın
veya vücut dili ya da el yazısı analizi ile ilgili bir şeyler öğretin.
Sonra da arkadaşlarınızın yanına dönüyormuş gibi yapın. Şimdi sizin gitmenizi
istemeyeceklerdir. Anık oyundasınızdır. Onlara, odadaki en eğlenceli en ilgi
çekici insan olduğunuzu gösterdiniz. Bu kanca noktasıdır: Artık rahatlayıp
onların varlığından keyif alabilirsiniz. Onlan dinleyebilir, hayadan
hakkında bir şeyler öğrenebilir ve gerçek bir bağ kurabilirsiniz.
En iyi olasılıkla, grubu hemen yakındaki başka bir bara,
kafeyc, kulübe ya da partiye götürebilirsiniz. Artık grubun bir parçasısınızdır.
Neglerinizden ve grubunu yönlendirmenizden etkilenen hedefinizi, iğneleyip,
rahat davranıp, eğlenerek onunla daha sıkı bir bağ kurabilirsiniz.
Evinizin önünde geldiğinde, ona daha önceden bahsettiğiniz
bir şeyi, (bir Internet sitesi, bir şarkı, bir kitap, bir film, bir gömlek, bir
bovvling topu, ne olursa) göstermek üzere yukao davet edin Fakat önce, ona
sahte zaman sınırlamasını verin: Yann yapacağınız çok iş olduğundan
erken yatmanız gerektiğini söyleyin. “Sadece on beş dakikalığına
gelebilirsin, sonra seni kapı dışan etmek zorundayım,” deyin. Bu noktada,
ikiniz de seks yapacağınızı biliyor olabilirsiniz, ama hâlâ oyununuzu iyi
oynamalısınız ki, kız sonradan bunun aniden olduğuna inansın.
Ona evi gezdirin. Bir içki verin. Ona çok komik beş
dakikalık bir video klibi göstermek için can arağınızı söyleyin. Ne yazık ki,
salonunuzdaki televizyon bozuk, fakat yatak odanızda bir tane daha var. Tabii
ki, odanızda hiç sandalye yok, yalnızca bir yatak var. Kız yatağa oturduğunda,
kendinizi ondan mümkün olduğunca uzağa konumlayım Onun rahat hissetmesini
ve hatta ona aşılmadığınız için kafasının karışmasını sağlayın. Eğer ona
dokunursanız, sonradan elinizi çekin. Zaman sınırlamalarını ve uzak-yakın
uygulamalarını kullanmaya devam edin. Ona birazdan gitmek zorunda olduğunu
söyleyin. Sonra, keyfinize göre, onun güzel koktuğunu söyleyin. Onu yavaşça,
boynundan başlayıp kulağının alana kadar koklayın. Bu evrimsel faz değiştirme
yöntemini kullanacağınız zamandır.
Ona evi gezdirin. Bir içki verin. Ona çok komik beş
dakikalık bir video klibi göstermek için can arağınızı söyleyin. Ne yazık ki,
salonunuzdaki televizyon bozuk, fakat yatak odanızda bir tane daha var. Tabii
ki, odanızda hiç sandalye yok, yalnızca bir yatak var. Kız yatağa oturduğunda,
kendinizi ondan mümkün olduğunca uzağa konumlayım Onun rahat hissetmesini
ve hatta ona aşılmadığınız için kafasının karışmasını sağlayın. Eğer ona
dokunursanız, sonradan elinizi çekin. Zaman sınırlamalarını ve uzak-yakın
uygulamalarını kullanmaya devam edin. Ona birazdan gitmek zorunda olduğunu
söyleyin. Sonra, keyfinize göre, onun güzel koktuğunu söyleyin. Onu yavaşça,
boynundan başlayıp kulağının alana kadar koklayın. Bu evrimsel faz değiştirme
yöntemini kullanacağınız zamandır. Onu koklayın, kolunu ısırın, onun boynunuzu
ısırmasını sağlayın, boynunu ısırın ve onu öpün. Size şehvetle
saldırmadıysa, fiziksel olarak yükselirken, kafasını meşgul edecek şekilde
konuşun ve o rahatsız olmadan önce geri çekilin. İtiraz edecek ilk kişi
siz olmalısınız. Bu onun tuzağını çalmaktır. Şimdi hedefiniz onu baskı alanda,
kullanılmış veya basit hissettirmeden azdırmakur. Öpüşün, tişörtünü çıkaran, o
sizinkini çıkartsın, sutyenini çözmeye başlayın. Bu nedir? Sizi daha ileri
ginnekten alı mı koyuyor? Kadın avcılarının bunun için bir deyişi vardır - son
dakika mukavemeti ya da SDM. Bir veya iki adım geri aan ve devam edin.
Yıka, durula, tekrarla. Bu gerçek değildir. Bu yalnızca NKS, namuslu kız
savunmasıdır. Sizin, onun basit olduğunu düşünmenizi istemez. Siz de ona
satılıp konuşursunuz. Size kaç kardeşini?, var gibi aptal sorular sorar;
dürüstçe cevap verip onu tekrar rahat ettirirsiniz. Sonra tekrar baştan
başlarsınız. Öpüşürsünüz, sutyenini çıkartırsınız. Bu kez size izin veriyordun
Göğüslerini emersiniz. Geriye doğru bükülür. Artık azmışar. Üzerinize çıkar
ve sürtünmeye başlar. Sertleştiniz. Heyecanlısınız. Onu istiyorsunuz. Onu
kaldırıp pantolon düğmelerini açmaya başlarsınız. Elinizi çeker. “Haklısın, bu
çok kötü,” diye ona katılırsınız, kulağında kuvvetlice nefes alarak. “Bunu
yapmamalıyız.” Daha çok öpüşürsünüz. Tekrardan pantolonuna uzanırsınız. Yıka,
durula, tekrarla. Fakat hâlâ sizi durduruyor. Siz de mumlan
söndürün, ışığı açın, müziği kapann ve atmosferi yok edin. Sonra dizüsrü
bilgisayarınızı alın ve kız orada aklı kanşmış bir biçimde yatarken
e-postalannızı kontrol edin. Buna dondurmak denir. Bir dakika önce iyi
hissedip, sizin ilginizden, dokunmanızdan ve odanızın samimiyetinden
hoşlanıyordu; şimdi bunların hepsini elinden aldınız. Gelip göğsünüzü
öpmeye başlıyor, tekrardan oyuna girebilmek için. Bilgisayarınızı
bırakıyorsunuz, ışığı kapatıp onun şefkatine karşılık veriyorsunuz. Pantolonuna
uzanıyorsunuz Sizi tekrar durduruyor. Size daha yeni tanıştığınızı
söylüyor. Ona anladığınızı söylüyorsunuz. Tekrardan ışığı açıyorsunuz.
Size ne yapağınızı soruyor. Siz de ona, bir kadın hayır dediğinde buna
saygı duyduğunuzu, fakat bunun da içinizde her şeyi kapatan bir düğmeyi
çevirdiğini söylüyorsunuz. Üzgün değilsiniz. Bunu, kıza gerçekçi bir ses
tonuyla söylüyorsunuz. Üstünüze geliyor ve sızlanıyor, neşe ile: “Hayır.” Kız
seks yapmak istiyor. O sadece sizin sonradan onu arayacağınızı bilmek, böylece
de -kendisi sizi bir daha görmek istemiyor olsa bile— yapağı şey ile
ilgili iyi hissedebilmek istiyor. Onun buna emin olmasını sağlıyorsunuz.
Ona, “Pantolonunu çıkart,” diyorsunuz. Yapıyor. Halinizden memnun bir şekilde
birbirinize gece, ertesi sabah ve hatta belki de bundan yıllar sonra birçok
orgazm yaşatıyorsunuz. Bir sabah, sizde daha önce kaç kadınla birlikte
olduğunuzu soruyor. Bu yalan söylemeye izniniz olan tek zaman.
Bu esnada. Papa ve Tyler’ın başarısını gördükten sonra,
topluluk iki şeyin farkına vardı. Birincisi herkesin bir atölye
yapabileceğiydi. İki kızı işaret edip bit çocuğa “Git onlara yaklaş,”
demek özel bir yetenek gerektirmiyordu. İkincisi de baştan çıkartma eğitimine
olan talep elastikti. Çocuklar sorunu çözmek için ne kadar para
gerekiyorsa harcayabiliyor-
Peki hayalımdaki diğer her şeyde olduğu gibi neden bunun
üstünde çalışmayıp bunu iyi yapmayı öğrenmeyeyim? Kim motosiklet kullanma dersi
almanıza evet diyor ama kadınlarla iletişim dersi almanıza izin vermiyor?
Ben, yalnızca bana motoru çalıştırmayı ve vites yükseltmeyi gösterecek
birine ihtiyaç duyuyordum. Hiç kimseyi incitmiyordum. Kimse onlarla
yatılmasından şikâyet etmiyor, kimseye yalan söylenmiyor, kimsenin cam
yanmıyordu. Onlar baştan çıkartılmak istiyorlardı. Herkes baştan çıkartılmak
ister. Bu bizi isteniyor hissettirir.
“Başkalarına bir
şeyler danışan türde bir insan değilim,” dedi. “Bir şey hakkında düşünürüm ve bunun
doğru olduğuna inanırsam kimseye danışmam. Kimseye gidip, ‘Aslanım, bunun
hakkında ne düşünüyorsun?’ demem. Hayatımdaki, kariyerimdeki her karan kendim
verdim.”
Mystery sosyal etkileşimle ilgili başka bir yeni teori
geliştirmişti. Basitçe, kadınların, bir erkeğin değerini, onların hayatta kalma
ve çoğalma amaçlarına yardımcı olmasına göre değerlendirdiklerini savunuyordu.
O gece Highlands’tc yarattığımız ufak evrenimizde, ben odadaki en
yüksek sosyal değere sahiptim. Her erkeğin Pavlov örneğindeki gibi ince,
san saçlı ve büyük göğüslü her şeye çekildiği gibi, kadınlar da statü ve
sosyal kanıta cevap veriyorlardı.
Yatağımda beni kıyafetlerimden arındırmaya çakşırken
bana, “Ne iş yapıyorsun?” diye sordu. “Ne?” diye cevap verdim. Bunu sorduğuna
inanatnıyordum, ama benim partideki statümü ve onu etkilememi açıklayacak
bilgiye ihtiyacı var gibi görünüyordu. “Ne yapıyorsun?” diye tekrar sordu.
İşte bu an vahiyin tekrar geldiği andı: Şarj etmek kaybedenler içindir.
Hikâyenin bir yerinde, şarj etmek tavlamanın hedefi olarak görülmeye
başlanmışa. Fakat oyunun amacı şarj etmede iyi olmak değildi. Şarj ettiğiniz
zaman, her gece yeni bir gecedir. Yetenekleriniz dışında hiçbir şey
geliştirmezsiniz. Oysa bir hayat tarzı oluşturmak kümülaüfdir. Yaptığınız her
şey önemlidir ve sizi hedefinize bir adım daha yaklaştırır.
Yatağımda beni kıyafetlerimden arındırmaya çakşırken
bana, “Ne iş yapıyorsun?” diye sordu. “Ne?” diye cevap verdim. Bunu sorduğuna
inanatnıyordum, ama benim partideki statümü ve onu etkilememi açıklayacak
bilgiye ihtiyacı var gibi görünüyordu. “Ne yapıyorsun?” diye tekrar sordu.
İşte bu an vahiyin tekrar geldiği andı: Şarj etmek kaybedenler içindir.
Hikâyenin bir yerinde, şarj etmek tavlamanın hedefi olarak görülmeye
başlanmışa. Fakat oyunun amacı şarj etmede iyi olmak değildi. Şarj ettiğiniz
zaman, her gece yeni bir gecedir. Yetenekleriniz dışında hiçbir şey
geliştirmezsiniz. Oysa bir hayat tarzı oluşturmak kümülaüfdir. Yaptığınız her
şey önemlidir ve sizi hedefinize bir adım daha yaklaştırır.
Oyunumda sahip olduğum en önemli gerçekliklerden biri Ross
Jeffries’in tavsiye ettiği, Mastering Your Hidden Self adlı bir Huna
kendini geliştirme kitabından geliyordu “Dünya sizin düşündüğünüz
şekildedir,” düşüncesini bana öğretmişti. Başka bir değişle, siz bir hareme
ihtiyacınız olduğunu düşünür ve bir harem isterseniz, kadınlar bu fikre
kantacaklardır. Bu basitçe sizin gerçekliğinizdir. Fakat, harem isteyip
gizlice bunun sahtekârlık olduğunu ve etik olmadığını düşünürseniz, asla bir
hareme sahip olamazsınız.
Son bir buçuk yılda, görünüşüme, enerjime, tavırlanma ve
durumuma çok zaman harcamıştım. Ama şimdi, tüm bu özelliklerin en önemsiz
olduğu durumda -en kötü göründüğüm ve berbat hissettiğim anda -hayatımın cinsel
olarak en üstün iki gününü yaşamıştım. Burada bir ders vardı: Ne kadar az
uğraşıyor görünürseniz, o kadar iyi yaparsınız.
Toplulukta geçirdiğim bir buçuk yıla ve en iyisi olarak
gösteriliyor olmama rağmen, güzel bit kadın gördüğümde hâlâ gözüm korkuyor.
Eski SHUT benliğim, öğrendiğim her şeyin yanlış olduğunu fısıldayarak, yanlış
tanrılara ibadet ettiğimi ve tüm bu oyunun yalnızca zihinsel mastürbasyon
olduğunu söyleyerek geri dönüş tehdidi oluşturuyordu. Sadece kafamın
arkasındaki o küçük SHUT sesinin yanlış olduğunu kanıtlamak için, kendimi her
ne olursa kümeye girmeye zorladım. Ağzımı açar açmaz otomatik pilota geçtim.
Hiçbir işlevsel değeri olmayan, tamamıyla amaçsız bir
hedefti. Fakat hangi erkeği çok da cazip olmayan bir şeyin önüne ocurtsanız ve
her seferinde ilerleyebileceği kademeler olduğunu söyleseniz, onu bir
saplantı yapacakur. İşte video oyunlarının, dövüş sanatlannın, Dungeons
and Dragons’ın ve baştan çıkartma topluluğunun popülaritesi bundan.
Söz verdiğim gibi, yapağım her yaklaşmamın skorunu tuttum ve
bininci yaklaşmamı yaptım — ve ayın bitmesine hâlâ dört gün var! Şunu
söyleyebilirim ki bin yaklaşmadan sonra, reddedilmenin veya görmezden
gelinmenin pek çok yolu olduğunu gördüm. Bu arak beni incitmiyor çünkü hiç
tanımadığınız birinin sizin kişisel değeriniz üzerinde bir kontrolü neden olsun
ki?
Bunun çözümü, kadınlan tavlamanın en iyi yönteminin onian
tavlamaktan daha iyi bir şey yapmak olduğunu hatırlamaktır. Bazı tipler oyunu
öğrenmek için her şeyden vazgeçiyorlar — okul, iş, hatta kız arkadaşlar. Fakat
bunların hepsi bir erkeği tamamlayan ve karşı dnse olan çekiciliğini amran
şeylerdir. Siz de hayatınızı dengeleyin. Eğer kendiniz içir bir şey
yapabilirseniz, kadınlar size koşacaktır ve burada öğrendikleriniz, sizin
onlarla baş etmenize olanak sağlayacaktır.
“Topluluğa ilk
girdiğimde, istediğim her şeyi yazdım,” dedi. “Şimdi hayalini kurduğum hayatı
yaşıyorum. Param, büyük bir evim ve benimle olan güzel bir kız var. Fakat
bu güzel ki2 konusunda yeterince detaylı düşünmemişim. Bana saygı ve
şefkatle davranması gerektiğini yazmamıştım.”
KA topluluğunun problemlerinden birisi, erkeklerin kadınlan
kazanmak için izledikleri esnemez davranış standartlarına sahip olmalarıydı.
Bunların en başında da alfa erkeği olma fikri geliyordu. Sonuç, hayat-lannın
çoğunda tekme yemiş bir sürü erkeğin, onlara eskiden dayılanan-lar gibi
davranmaya çalışıyor olması, bunun da onları, Myscery’ninki gibi olgun olmayan
davranış biçimlerine götürmesiydi.
Bugün şarj etmek ya da topluluk hakkında bir kelime dahi
etmedim. Günüm, gerçek arkadaşlarla ettiğim gerçek sohbetlerle geçti. Kendimi ispat
etmek için Saddle Ranch’den bir LA. fahişesi sikmeme gerek yok. Aslında,
tüm gün boyunca bir set bile yapmadım.
O ilk modem KA olan Eric Weber’di, 1970’te her şeyi
başlatan How To Pick Up Cirls adlı kitabın yazan ve aynı isimli filmin ana
karakteri.
Öğrendiğim tek bir şey varsa, o da erkeğin asla kadını
seçmediğiydi. Tek yapabileceği kadına onu seçme şansını vermekri.
Topluluktan ayrılacak güce her zaman sahiptim, ancak şimdiye
kadar yolun sonuna ulaşmamıştım. Hâlâ bu adamlann benim sahip olmadığım
bir şeyleri olduğunu düşünüyordum. Fakat bütün ustaların bana bağlanmak
istemelerinin sebebi —Tyler Durden'ın, benden nefret ettiği halde benim
gibi olmak istemesinin- sebebi onlarda olmayan bir şeyin bende olmasıydı.
Hepimiz eksik parçalannuzı kendimiz dışında arıyoruz ve hepimiz yanlış yöne
bakıyoruz. Kendimizi bulmak yerine, benliğimizi kaybediyoruz. Mystery cevaplara
sahip değildi. The Standard’daki iki kümedeki sarışın 10 cevaba sahip
değildi. Cevaplar içeride bulunacaktı. Oyunu kazanmak için ondan çıkmak
gerekliydi.
17 Eylül 2018 Pazartesi
Ve Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmedi
''Arkasında duracağı fikirleri olmayan, bu nedenle çareyi lafı dolaştırmakta ya da herkesçe kabul edilmiş düşüncelerin neferliğini yürütmekte arayan insandan ve anlaşılacağı üzere, bir konuda net tavır takınmaktan ölesiye korkan insandan daha sefil bir canlı olabilir mi?
öz saygıdan ve belli bir kütleden söz edilebilmesi için insanın durduğu bir yer ya da kendi inşa ettiği bir düşünsel zemin olması gerekmez mi? ''
bu sarsıcı giriş cümlesini heyecanla okuduktan sonra kitabın kapağını kapatıp bir müddet bekledim. böyle bir giriş beklemiyordum. yazar, giriş cümlesiyle sadece düşünsel temelini değil, kendisini ifade edebilme ustalığını da kanıtlamıştı. sonra kitabın kapağını tekrar açarak okumaya devam ettim:
''dünyanın başka bir yerde olduğuna inanmıyor, bunu biliyordum''
''kaybeden, tutunamayan olarak ifade edilen kabın şeklini almak kolaycılıktı, insan onuruyla bağdaşmıyordu...'' ''bu nedenle, bir kaybeden ya da tutunamayan olmayı kati suretle reddetmekle kalmıyor, o tiksindirici sığınağa koşanlardan nefret ediyordum''
''Düşlenen, hemen ileride, güneşin tam karşısında devasa bir yapı misali öylece duruyor; düşleyen ise birkaç adım daha atıp hedefe varmaktansa, o yapının gölgesinde konaklamakla sınırlandırıyordu kendisini; daha fazlasının hakkı olmadığını düşünüyordu.
Çok geçmeden, güneşini kapattığını zannettiği için düşlerini yıkmakta arıyordu çareyi, koca bir binayı tekmeleyerek devirmeye çalışmaya benziyordu olay.''
''kişisel uyanışın yöntemi iyice belirginleşiyordu: gülümsemeyi, en çok da kendimize gülümsemeyi öğrenmek, mizahı kucaklayarak yaşamak ve iddaialı sözleri, mizahı parantez içine almadan dile getirmek''
''her insana yalnız olmadığını hissettiren kimi mükemmel şahsiyetler vardır bu dünyada''
''ona baktığınızda, yalan söylediğiniz, hak yediğiniz, alçakça numaralara giriştiğiniz her andan utanıyordunuz. çünkü bir tane adam çıkmıştı ve 'böyle de yaşanır ve hatta asıl böyle yaşanır' diyordu''
öz saygıdan ve belli bir kütleden söz edilebilmesi için insanın durduğu bir yer ya da kendi inşa ettiği bir düşünsel zemin olması gerekmez mi? ''
bu sarsıcı giriş cümlesini heyecanla okuduktan sonra kitabın kapağını kapatıp bir müddet bekledim. böyle bir giriş beklemiyordum. yazar, giriş cümlesiyle sadece düşünsel temelini değil, kendisini ifade edebilme ustalığını da kanıtlamıştı. sonra kitabın kapağını tekrar açarak okumaya devam ettim:
''dünyanın başka bir yerde olduğuna inanmıyor, bunu biliyordum''
''kaybeden, tutunamayan olarak ifade edilen kabın şeklini almak kolaycılıktı, insan onuruyla bağdaşmıyordu...'' ''bu nedenle, bir kaybeden ya da tutunamayan olmayı kati suretle reddetmekle kalmıyor, o tiksindirici sığınağa koşanlardan nefret ediyordum''
''Düşlenen, hemen ileride, güneşin tam karşısında devasa bir yapı misali öylece duruyor; düşleyen ise birkaç adım daha atıp hedefe varmaktansa, o yapının gölgesinde konaklamakla sınırlandırıyordu kendisini; daha fazlasının hakkı olmadığını düşünüyordu.
Çok geçmeden, güneşini kapattığını zannettiği için düşlerini yıkmakta arıyordu çareyi, koca bir binayı tekmeleyerek devirmeye çalışmaya benziyordu olay.''
''kişisel uyanışın yöntemi iyice belirginleşiyordu: gülümsemeyi, en çok da kendimize gülümsemeyi öğrenmek, mizahı kucaklayarak yaşamak ve iddaialı sözleri, mizahı parantez içine almadan dile getirmek''
''her insana yalnız olmadığını hissettiren kimi mükemmel şahsiyetler vardır bu dünyada''
''ona baktığınızda, yalan söylediğiniz, hak yediğiniz, alçakça numaralara giriştiğiniz her andan utanıyordunuz. çünkü bir tane adam çıkmıştı ve 'böyle de yaşanır ve hatta asıl böyle yaşanır' diyordu''
21 Ağustos 2018 Salı
Türkiye Büyülü Hapishanem
Ben cezaevi sırrını Dostoyevski'de çözdüm; gardiyanlık insan
iradesini kırma mesleğidir, diyordu. Tek kelimeyle dâhiyane; dâhi, çok hızlı
görebilendir ve bu nedenle bazen görünmeyeni görendir. Hapsetmenin bir tek
fonksiyonu var: bireyde istemeyi ortadan kaldırmak. Dün ve bugün, cezaevinin
esansı budur ve bu da insanlık dışıdır (...)
Devlet, İslam'a duyduğu ilgiden de olabilir, benim bir yerde
bir Hıristiyan felsefesine sahip olduğumu bilmiyor. Bu felsefe şudur: Eğer
mücadele gücün az ya da zayıf ise, yenmek için kırılmak gerekiyor, ilk
Hıristiyanların, zayıflıkları içinde, kırılarak ve kırılmaktan korkmayarak
kazandıklarını düşünüyorum.
Yazdıkça yeni davalar açılıyor. Yüz bin yıl hapis yatma
hesap ve ihtimallerinden bahsediyorlar. Bunun beni korkutması bir yana
önemsediğim de yok. Benim buradan çıkmam yetmez; tek başına anlamsızdır. Biz
çıkış kapısı olmalıyız. Önemli olan budur.
Öğrenme sevinci olmasa, bu mezarda yaşanır mı? Öğrenme
sevinci olmasa, hapislik çekilir mi? Öğrenme sevinci olmasa, mezarda ölüm
yenilir mi?
Kimseyle görüştürülmüyorduk, işte bu sırada İç Asyalı
atalarımı hatırladım. Cansız bütün gereçlerim vardı, yaşıyordum; ancak mezarda yaşıyordum.
Peki ben burada "yaşıyorsam" yakınlarının "öldü" dedikleri,
İç Asyalı atalarımız, üstelik sevdiği kadınları ve en güzel atlarıyla birlikte
gömüldükleri muhteşem mezar-evlerde yaşamıyorlar mıydı? Atalarım en sevdikleri
atlarla gömüldülerse, benim de en sevdiğim kitaplarım var; dışardan
gözlendiğinde atalarımız kadar mezardayız.
Kurtuluşumuz, sosyalistlerin, Kürt emekçi eğiliminin ve
Kemalistlerin güç birliğinde ve birbirine yaklaşmasındadır. Fakat sadece
aklımızın değil kalbimizin kurtuluşa götüreceğine inanıyorum. Bu nedenle
birbirimizi eleştirmeyi ancak birbirimizi mahkum etmememizi öneriyorum.
Birbirimizden uzak kalabilmeliyiz; ancak birbirimizi itmemeyi salık
veriyorum(...) Bütün tarihlerin gerisine düştük. Fakat kökümüz her yerde derine
inmiştir. Derinde kökümüz birliğe doğru yürümektedir. Kurtuluş, hep umulmadık
zamandadır.
Felsefe, kuşku; politika, red ile başlar. Serüvenci
yürüyüşün ilk sözü "la ilahe" olmak durumundadır. Tanrı yoktur
anlamına geliyor. Politikada ilk adım reddir. ikinci adım "illallah"
olmak zorundadır. Allah'tan başka, anlamına geliyor. Politikada, ilk ve ikinci
söz, "la ilahe illal-lah"oluyor. Allah'tan başka tanrı yoktur
anlamını veriyor. Bu benim bulduğum, benim yarattığım tanrıdan başka tanrı
olmayacaktır, anlamına geliyor; politika varolan bütün tanrıları red ile kendi
tanrını yaratıp bulma serüveni olarak ortaya çıkıyor. Politika red ile
başlıyor.
Feodal mülkiyet ilişkilerine karşı savaş, aynı zamanda laik
savaştır.
Aydınlanma ise bir akıl düzenini red ile bir yeni¬sine
geçiştir. Tüm aydınlanmaların başlangıcında red var. Gerçekleştirilmesi mutlaka
şiddet ile oluyor. Şiddet sadece süreyi kısaltmıyor; aklın frenlerini de
kırıyor. Marx ve Engels, daha çok Alman Felsefesinden besleniyorlar. Alman
Felsefesini en iyi kodifiye eden Kant, tam bir aydınlanmacıdır; Aydınlanma,
sonsuz eleştiriye dayanıyor. Kant'ırı bütün önemli çalışmaları
"eleştiri" başlığını taşıyor ve Marx'ın en önemli çalışmalarının ya
başlığında ya da alt başlığında eleştiri yer alıyor. Eleştiri, küçük bir
isyandır. Kant, akıl düzlemin¬de, bir isyan başlangıcıdır. Hegel Kant'ın
isyanını mutlaklaştırarak söndüren Almandır.
Bilim yolunda, tarik-i ilm, olgunlaşma ile iradenin
zayıflaması arasında bir ilişki kurmak gerektiğini düşünüyorum. En uçtan ifade
edilecek olursa, bilimadamının anlamada mükemmelleşen aklının, anlamın objesine
müdahale iradesini zayıflattığını ileri sürebiliyorum. Bu, her büyük bilimadamı
için geçerlidir. Politika, güç toplayıp iktidar yapma eylemi ve sanatı olarak
tanımlandığında, büyük bilimadamlarmm pek çoğunun politika dışı kalışlarını bu
ilişki ile açıklamanın mümkün olacağını sanıyorum. Büyük bilimadamları
eylemsizliğe doğru yol alıyorlar; Einstein ve çevresinin atom bombasının
kullanılmasını önlemek için anlamlı bir eylemlilik göstermemeleri de bunu
kanıtlıyor.
Düşünmek şaşırmayla başlıyor; şaşıramayanların
düşünebileceğine inanmıyorum.
Erasmus'un Deliliğe Methiye'de çok güzel söylediği üzere,
başkalarının aklıyla bilge olmaktansa kendi hükmümüzle deli olmayı tercih etmek
durumundayız.
Evlilik, en gizli özel mülkiyettir. İster imam nikahı olsun,
ister kilisede tamamlansın ve ister laik yerel yöneticiler tarafından
imzalansın, nikah, bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Temelinde birlikteliği
başlatmak değil, sürekliliğini güvence altına almak var. Nikah, sevginin
tükeneceği korkusudur. Bu nedenle sevgiyi tüketmektir. İki cinsin bir olması
ancak yaklaşımda sonsuzluk varsa insana layıktır. Birlikte yaşamak, bir
serüvendir. Her an birbirini yeniden keşfetme yürekliliğidir. Her an yeni ise,
birlikte olmak, sonsuzdur. Sevgi, ancak yüreklilikle mümkündür. Aşk, ancak
sevdiğine gökleri zaptedebilenin hakkıdır.
Saygı sevgi'nin düşmanıdır.
Güncel olmayan, tarihçi ve kalıcı sevgi için, aşk için,
yalnız arada bir uzaklaşmayı sağlayacak ölçüde saygı gerekiyor; saygı'nın çok
azı kalıcı yapıyor ve fazlası her türlü sevgiyi öldürüyor.
Güven, bunalım dönemlerinde saflığı koruyarak çıkabilmenin;
güven, bunalımı aşabilmenin güvencesi oluyor. Hiçbir nesnel kanıt yokken,
"ben bunu atlatabilirim" diyebilmektir. En büyük olumsuzluklar
karşısında, "ben ayakta kalabilirim" diyebilmektir. Güven, kesinlikle
kendine güven'dir. Güven; başkasına güvenmemektir. Güven, kendi gücünü saf
tutabilmek oluyor. Güven, en çok, işsizlik ve ölüm sağanaklarıyla gelen bunalım
dönemlerinde, bir eter türünden her yere sinmiş korku zamanlarında, gerekli
oluyor ve eksikliği duyuluyor. Eksikliği, en çok kendi gücüne inançsızlık
olarak ortaya çıkıyor.
"Tek başıma kendimi ne kadar geliştiririm?'' değil,
"Kendi başıma başkasını nasıl geliştiririm?" ilke budur.
"Özeleştiri" sistemine karşıyım, özeleştirinin
özünde Hıristiyanlığın günah çıkarma pratiği var; bunu Bolşevikler, değiştirip
geliştirerek yaydılar. Bana göre çok kötü yaptılar. İnsanların büyük
kalabalıklar önünde, hatalarını kabul etme adı altında aşağılanması ve giderek
kendisinde kusur bulma ayinine kaymasını, arkasından da bütün görevlerinden
ayrılmasını çok onur kırıcı buluyorum.
A- 1 Tembellik, inançsızlıktır. B- 1 Tembellik, yeni düzene
inanmamaktır. C- 1 Tembellik, eski düzene bağlılıktır. D- 1 Az çalışan, ufku
dar ve sınırlı çalışan, güvensiz olandır. Kartlar ile çalışıyorum, okuduğum
kaynaklardan önemli bilgileri paragraflar olarak kartlara alıyorum. Ayrıca
kendi düşüncelerimi de kartlara geçiriyorum. 24 Eylül 1992 ve 17 Eylül 1992
tarihli bir kart: "A- 1- İnsan, başkasını beğenirken başkasında olanı
beğenir. 66 B- 1- Umudu olanların, korkusu olmaz. C-1- Korku, aklın durmasıdır.
D- 1- Umut, aklın zorlanmasıdır."
İnsan başı, insana güzelliğini veren yanıdır. Ancak ne yerde
sürünen insan ne ezilen insan başı güzeldir. Güzelliği yükselişindedir. insan
başı yüksekte güzeldir. Hep yüksekte; bunun anlamı hep yükseğe kalktığı ölçüde
güzel olmasıdır. Başını kaldıran insan ve insan başı güzeldir.
Önemli olan başka dünyayı kurabilmektir, insan, dünya
kurmaya yatkındır. Devrimci kurduğu dünyada yaşayabilmelidir. Bütün
hücreleriyle kurduğu dünyaların "yeni" adamı olmalıdır. 72
Şizofrenler hep yeni dünya kuruyorlar ve kurdukları dünyada yaşıyorlar. Ancak
dünyalarının akılları yok ve sık sık yeni dünya kuruyorlar. Şizofrenler tutarlı
değiller ve ısrarlı olamıyorlar; toplum, fırsat buldukça şizofrenleri akıl
hastanelerine kapatıyor. *** Toplum; devrimcilere, akıllı ve inatçı şizofrenler
olarak bakıyor. Hep hapse kapatıyor ve fırsat buldukça başlarını vücutlarından
ayırıyor.
Popülizm artı Ampirizm eşittir köylü kurnazlığı.
Siyaset ise kütleyi bir yere götürmektir. Atları bir yerden
bir yere götüren seyisten geliyor.
Anti-semitizm kötüdür. Ancak semitizm daha kötüdür.
Türkiye'de anti-semitizm yoktur ve semitizm var.
Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
Ailesi onu gerçekten severdi. Bunu onunla konuşma
tarzlarından anlayabiliyordum. Annem, benim varlığıma ancak tahammül ederdi.
Beni alabilirdi de bırakabilirdi de. Arada bir, bana karşı kısa aşırı şefkat
dönemlerinden geçerdi. Bu beni oldukça tedirgin ederdi, sadece varlığıma
tahammül edebildiği haline dönünce mutlu olurdum.
19 Haziran 2018 Salı
Bilim Felsefesi
Bilim, benzer koşullar altında belli bir yöntemle daima aynı
sonuçların elde edilmesi gereğine bağlıdır. Bu gereği karşılayamayan, elde
edilen bulgulara ne yoldan ulaşılacağı dile getirilemeyen kişisel başarılar,
bizim için şaşırtıcı ya da çok göz kamaştırıcı olabilir, fakat bilimsel olamaz.
felsefenin işlevi, insanoğluna pratik bir çıkar ya da yarar
sağlama değil, olsa olsa onun bilme, anlama ve gerçeği görme merakını
gidermedir.
Yukarda bir genellemenin kapsamına giren nesnelerin (hiç değilse
potansiyel olarak) sınırsız olması gerektiğini, yoksa gerçek değil, sözde bir
genelleme ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmiştik.
Şimdi bu çıkarımın bir ölçüt olarak uygulanmasını örnekle
gösterdim: “Bütün metaller elektrik iletkenidir,” genel önermesi gerçek bir
genellemedir; çünkü bu genelleme şu “olguya karşın” çıkarıma elvermektedir:
Eğer şu değnek metal olsaydı, elektrik iletirdi. Oysa sözde bir genelleme olan
şu genel önermenin, “Kitaplığımın üst gözündeki bütün kitaplar romandır,”
“olguya-karşın” bir çıkarıma elverdiği iddia edilemez; çünkü Şimdi elimde
tuttuğum mantık kitabı kitaplığımın üst gözünde bulunsaydı roman olurdu, gibi
ortakduyumuzun hemen reddettiği bir sonuç ortaya çıkmaktadır. “Elimdeki değnek
metal olsaydı elektrik iletirdi” çıkarımı akla uygun düştüğü halde, “elimdeki
mantık kitabının kitaplığın üst gözünde olması halinde roman olacağı” çıkarımı
bize saçma gelmektedir.
Her genelleme iki veya daha fazla değişken arasında
değişmez, ya da belli bir ölçüde değişen, bir ilişkiyi dile getirir. Bu ilişki
gözlenebilir türden bir ilişki ise genelleme betimleyici (alt-düzeyde),
gözlenebilir türden değilse, genelleme açıklayıcı veya teorik (üst-düzeyde) bir
genellemedir. İkinci tür genellemelerden henüz yeterince doğrulanmamış olanlara
“hipotez”, yeterince doğrulanmış olanlara ise “açıklayıcı yasa” dendiğini
yukarda belirtmiştik.
Betimleyici genellemelerin doğrulanması konusunda
söylediklerimizi şu üç temel noktada toplayabiliriz: (1) Bir genellemenin
doğrulanması, doğrulayıcı gözlemlerin sayısından çok, yanlışlayıcı bir gözleme
rastlanmamasına bağlıdır. Her doğrulayıcı gözlem, ancak genellemenin doğruluk
olasılığını artırır, yoksa onu ispatlamaz. (2) Doğrulayıcı gözlemler, ne
kadar çok olursa olsun, bir genellemeyi kesinlikle doğrulamaya yetmediği halde,
tek bir yanlışlayıcı gözlem çürütmeye yetmektedir. (3) Betimleyici bir
genellemenin doğrulanması, ilişkin olduğu gözlemler veya bu gözlemleri dile
getiren önermelerle doğrudan bir karşılaştırma işlemine dayanır.
“Bütün kuğular
beyazdır.” genellemesini ele alalım. Bu genelleme bir nesnenin kuğu olması ile
beyaz olması arasında değişmez bir ilişkiyi dile getirmektedir. O halde, kuğu
olan bir nesnenin aynı zamanda beyaz olduğunu saptayan her gözlemimiz
genellemeyi doğrulayıcı bir kanıt sayılır. Şimdi, tüm gözlemlerimizin, kuğu
olan nesnelerin, aynı zamanda beyaz olduğunu gösterdiğini varsayalım. Söz
konusu genelleme geniş ölçüde (belki de yeterince) doğrulanmış sayılacaktır. Ne
var ki, “tüm gözlemlerimiz” olası gözlemlerin ancak bir bölümü olduğundan,
genellemenin artık bir daha yanlışlanamayacağı anlamını çıkaramayız.
Doğrulayıcı gözlemlerimizin büyük sayıda olması kuşkusuz genellemenin doğru
olma olasılığını yükseltir, ancak bu sayı ne kadar büyük olursa olsun
yanlışlanma olasılığı hiçbir zaman ortadan kalkmaz
“Nedensellik” deyince
sadece istisnasız bir tekrarın söz konusu olduğu kolayca kabul edilebilir mi?
Gece ile gündüzün birbirini izlemesi istisnasız tekrarın mükemmel bir
örneğidir. Ne var ki, ikisi arasındaki ilişkinin nedensel olduğunu, başka bir
deyişle gecenin gündüze, gündüzün geceye yol açtığını söylemek güçtür. Bu da
gösteriyor ki. “sürekli birlikte gidiş” veya Reichenbach'ın deyimi ile
“istisnasız tekrar” gerçek ilişki ile eğreti ilişkiyi birbirinden ayırmak için
yeterli değildir.
Karl Popper..başlangıç
Beni kuşkuya düşüren, o teorilerin yanlış olma olasılığı
değil, başka bir şeydi. Bilim olarak psikoloji ve sosyolojinin matematiksel
fizikten daha az kesin olmaları da beni rahatsız eden şey değildi. Problemim ne
doğruluk endişesinden, ne de ölçülebilirlik kaygısından ileri geliyordu.
Problemim düpedüz bu tür teorilerin, tüm bilimsel görünümlerine karşın,
bilimden çok ilkel efsane veya masalları andırmaları, astronomiden çok
astrolojiye benzemeleri idi.
Marx'ı, Freud'ı ve Adler’i beğenenlerin, bazı ortak noktalar
üzerinde birleştiklerini, teorilerin görünürdeki açıklayıcı güçlerinden son
derece etkilendiklerini görüyordum. Bu teoriler kendi alanlarında olup biten
hemen her şeyi açıklayabilir güçte görünüyordu. Her biri kişiye, o zamana kadar
kendisi için kapalı olan yepyeni bir dünya açıyordu sanki. Bir kez inanınca,
artık her şey tam bir açıklık kazanmakta, dinde olduğu gibi yanıtsız soru
kalmamaktaydı. Teoriyi benimsemeniz, doğru olduğunu görmeniz için yeterliydi.
Dünya teoriyi doğrulayan olaylarla doluydu. Ne olursa olsun, teoriyi
doğrulamaktan geri kalmıyordu. Teorinin doğruluğu apaçıktı. İnanmayanlar
gözleri apaçıklığa kapalı kimselerdi. Onlar gerçeği göremezlerdi, çünkü ya
bağlı oldukları sınıf çıkarları buna engeldi, ya da henüz psiko-analizi
yapılmamış bilinçaltı düğümleri buna elvermiyordu.
Dikkatimden kaçmayan en belirgin özellik de, teorileri
“doğrulayan” gözlemlerin bir türlü bitmek tükenmek bilmez çokluğuydu.
Teorilerin destekleyicilerinin de üzerinde en çok durdukları noktaydı bu. Bir
Marxist hangi gazeteyi açsa, tarihi maddeciliği doğrulayan bir sürü kanıt
gösterebilirdi. Yalnız haberlerde değil, haberleri veriş biçiminde de (çünkü
gazetenin sınıfsal eğilimi söz konusudur) bu olanak vardı. Hatta gazetenin
yazmadıklarında da böyle kanıtlar bulunuyordu. Freud'cu analistler de klinik
gözlemlerinde teorilerini sürekli doğrulayıcı kanıtlar bulduklarını söylüyorlardı.
Adler'e gelince, kişisel bir yaşantım durumu açıklamaya yeter: 1919'da
teorisine pek uymayan bir olayı iletmiştim ona. Oysa, o olayı teorisiyle
açıklamada en küçük bir güçlük görmedi; olayın kahramanı çocuğu bir kez olsun
görmeden "aşağılık duygusu” deyip işin içinden çıktı. Bundan nasıl emin
olabileceğini sorduğumda, "Çünkü,” dedi, "böyle bin tane deneyimim
var.” kendimi tutamayarak, "Bu olayla deneyiminiz şimdi bin bir oldu
öyleyse.” dedim.
Adler için her olgu teorisini doğrulayan bir kanıt olarak
yorumlanabilirdi. Ama bu ne demekti? Bir olguya teorinize uygun bir anlam
verebileceğinizi göstermiş olmanın ötesinde bir anlamı yoktu bunun. Adler’inki,
Freud'unki türden teorilere uymayan gözlem olabilir miydi? İnsan davranışı ile
ilgili birbirinden çok farklı iki örnek vererek demek istediğimi açıklayayım:
Örneğin birinde, boğmak anacıyla bir çocuğu suya iten biri var; ötekinde, tam
tersine, çocuğu kurtarmak için boğulmayı göze alan bir başkası var. Birbirine
zıt düşen bu iki davranışı hem Freud'un hem de Adler’in teorisine dayanarak
açıklamak olanaklı. Freud'a göre, adamlardan ilki Oedipus kompleksinin bir
öğesi olan “represiyondan” mustariptir; ikinci adam ise "sublimasyon”a
erişmiştir. Adler'e göre ise, her iki adam da aşağılık kompleksinin etkisinde
davranmıştır; şu farkla ki, biri cinayet işleyebileceğini, diğeri yüce bir
eyleme yetenekli olduğunu kendine ispatlamak gereksinmesini duymuştur.
Gerçekten, bu teorilere aykırı düşecek bir davranış düşünülemezdi. Bu teorileri
tutanların gözünde de teorilerin sağlamlığı her şeyi açıklar görünmelerindeki
güçten ileri geliyordu. Oysa bana göre görünürdeki bu güç, onların en zayıf
yanıydı.
Einstein’ın teorisinde durum tümüyle değişikti. Bir örnek
olsun diye, o sıra Eddington’un bulgularıyla doğrulanın öndeyiyi (prediction)
ele alalım. Einstein’ın gravitasyon teorisine göre, güneş gibi büyük bir
kütlenin yakınından geçen bir ışık, herhangi bir maddesel nesne gibi, çekilir.
Bu demektir ki konumu güneşe göre yakın görünen sabit bir yıldız, gönderdiği
ışığın etkilenmesi nedeniyle olması gereken konumundan belli bir miktarda
sapmış görünecektir. Başka bir deyişle güneşe yakın olan yıldızları, güneşten
ve birbirinden bir miktar uzaklaşmış göreceğiz. Bu gün ışığında saptanamayacak
bir olgudur; ancak bir güneş tutulması sırasında çekilen fotoğraflar aynı
yıldızların geceleyin çekilen fotoğraflarıyla mukayese edildiğinde beklenen
sonucun var olup olmadığı ortaya konabilirdi. Şimdi buradaki can alıcı nokta
böyle bir öndeyinin taşıdığı risktir. Gözlemler, beklenen sonucun var
olmadığını gösterseydi, teori düpedüz yanlışlanmış olacaktı. Bilimsel bir
teori, olası gözlem sonuçlarının tümüyle bağdaşır nitelikte olamaz; belli bazı
gözlemler teoriyle ters düşecektir. Nitekim Einstein’dan önce herkesin
beklentisi herhangi bir sapmayı içermeyen bir gözlemi gerektirmekteydi. İki tür
teori arasındaki fark ne kadar çarpıcı, değil mi? Daha önce sözünü ettiğim
teorilere, ne denli değişik olursa olsun, hiçbir davranış ters düşmemekteydi;
her olgu doğrulayıcı bir kanıt niteliğindeydi.
Bu farkın o zaman (1919-20) beni götürdüğü sonuçları şimdi
şöyle özetleyebilirim: 15. İstediğimiz bir teoriyi doğrulamaksa, doğrulayıcı
kanıtlar bulmakta bir güçlük yoktur. 16. Bir kanıtı, risk taşıyan bir öndeyinin
sonucu ise, doğrulayıcı saymalıyız. Başka bir deyişle, teori ışığında
yorumlanmamış haliyle, teoriye ters düşeceğini, daha doğrusu teoriyi
yanlışlayacağını beklediğimiz bir olgu ancak doğrulayıcı kanıt olabilir. 17.
Her “iyi” bilimsel teori bir yasaklamadır; bazı şeylerin olmasını yasaklar. Bir
teoriyi yasakladığı ölçüde iyi saymalıyız. 18. Düşünülebilen hiçbir olguyla
reddedemeyeceğimiz bir teori bilimsel değildir. Reddedilemezlik, çok kez
sanıldığının tersine, bir teori için bir erdem değil, bir kusur, bir
yetmezliktir. 19. Bir teoriyi gerçekten test etme onu yanlışlamaya çalışmakla
olanak kazanır. Test edilebilirlik yanlışlanabilirlik demektir. Ancak
testedilebilirlik bir derece sorunudur; kimi teoriler testedilebilirlik
yönünden daha elverişli, dolayısı ile daha fazla yanlışlanabilir niteliktedir.
Bunlar riski büyük teorilerdir. 20. Eldeki teoriye yönelik gerçek bir
yoklamanın sonucu olmadıkça hiçbir kanıtı doğrulayıcı saymamalıyız; bu ise
teorinin tüm yanlışlama çabalarımıza karşın dayanma gücü göstermesi demektir.
21. Gerçekten test edilebilir kimi teorilerin yanlış oldukları anlaşıldıktan
sonra da atılmadıklarını görüyoruz. Bunların durumuna göre ya bazı ek
varsayımlarla pekiştirilerek ya da yeniden yorumlanarak reddi önlenir. Bir
teoriyi, bilimsel niteliğini yok etmek veya hiç değilse düşürmek yoluyla
reddedilmekten kurtarmak her zaman olasıdır. (Bu türden kurtarma girişimlerini,
daha sonra, “sıradan çarpıtma” diye adlandırdım.) Tüm bu dediklerimizi bir tek
cümlede şöyle dile getirebiliriz: Bir teorinin bilimsellik ölçütü onun
yanlışlanabilirlik, reddedilebilirlik ya da test edilebilirlik niteliğidir.
karl popper son.
İşte bu nedenledir ki, Newton yöntemini, akıl ile olgunun
bir örgüsü diye niteliyorum. Bu örgüde Descartes’in mantıksal görüşü Bacon'un
deney tutkusuyla birleşmiştir.
Bilimsel düşünmede bulduğumuz yaratıcı ve eleştirisel öğeler
arasındaki bu ayırım mantıksal düzeyde bir saptamadır. Uygulamada, iki süreç o
denli iç içe ve birbirini bütünleyicidir ki, aradaki farkı görmek kolay
değildir. Gerçi, bilim kafası için hem yaratıcı imge hem eleştirisel düşünme
vazgeçilmez gereklerdir. Ne var ki, bu yetenekleri pek az kimsede aynı derecede
gelişmiş buluruz. Öte yandan yeteneklerden birinde veya diğerinde aşırılığa
kaçmayı da meslek çevresi hoş karşılamaz. Vaktini başkalarının düşüncelerini
eleştirmeye harcayan bilim adamına, kendi düşüncesi yok diye, kuşkuyla
bakıldığı gibi, durmadan yeni düşünceler üreten ama çok geçmeden ilgisini
yitirip bunları deneme ihtiyacı duymayan bilim adamına da çekilmez bir lafazan
gözüyle bakılır. Ana çizgileri ile belirttiğim iki görüşü kapsamında
bağdaştıran, daha da ileri giderek birleştiren, genel bilim anlayışına
“hipotetik-dedüktif' anlayış diyenler var. Bu anlayışı mantıksal yapısı ve
geniş bilimsel içerikleri ile bize anlamlı kılmada başlıca rolü Karl Popper'in
Logik der Forschung. 1934 (İngilizce çevirisi: The Logic of Scientific
Descovery) adlı yapıtı oynamıştır.
26 Mayıs 2018 Cumartesi
Düşünceler - Marcus Aurelius
Zenon, önce yerleşik ahlak yaklaşımlarının köklü bir
eleştirisini yapmış, insan için gerçek, iyi’nin; sağlık, zenginlik ya da
mutluluğu dünyasal başarıya bağlayan herhangi bir değerler dizisi olmadığını
savunarak, kesin anlamda yalnızca erdem ve erdemsizliğin iyi ve kötü
sayılabileceğini belirtmiştir. Zenon’a göre, erdem; bütünlüğe ve dinginliğe
ulaşmış bir zihin durumu olarak her zaman yararlı, erdemsizlik ise parçaları
arasında sağlam ilişkilerden yoksun, dolayısıyla huzursuz bir zihin durumu
olarak her zaman zararlıdır.
Korku, tutku, üzüntü gibi duygusal çalkantılar erdemsizliğin
göstergeleridir; çünkü güçsüz ve kendi içinde bölünmüş bir zihinden
kaynaklanırlar. Oysa her zaman iyiye sahip olan erdemli insan, dengeli ve
dingindir; sıradan insanları sarsan geçici olaylar onun erdemini etkilemez.
Erdemli insan kendisinin ve başkalarının maddi koşullarını iyileştirmek için
çalışır ancak bu eylemlerinin değeri, dışarıdan bakıldığında görülen
başarısıyla değil, yöneldiği amacın erdemliliğiyle ölçülür.
“...insan yaşlı da
ölse genç de ölse, ölünce aynı şeyi yitirir: şimdiki zaman insanın yoksun
kalabileceği biricik şeydir, çünkü sahip olduğu biricik şeydir, hiç kimse sahip
olmadığı bir şeyi yitiremez.”
rastgele ve boş şeylerin, özellikle de merak ve kötülüğün
düşüncelerinin arasına girmesine izin vermemelisin; sana ansızın “Şu anda ne düşünüyorsun?”
diye soracak olurlarsa, hiç duraksamadan, açıkça “Şunu, şunu” diye
yanıtlayabileceğin şeyleri düşünmelisin yalnızca.
“Ben ne şanssızmışım
ki, bu utanç verici olay başıma geldi!” Tam tersi. “Ne şanslıyım, çünkü başıma
gelen utanç verici şeye karşın, yılgınlığa kapılmıyorum, ne şimdiki zaman
eziyor beni, ne gelecek ürkütüyor.” Bu tür bir şanssızlık aslında herkesin
başına gelebilir, ama herkes yılgınlığa kapılmamayı başaramaz. Öyleyse, neden,
bu bir şanslılık değil de, şanssızlık olsun?
Bir şeyi başarmak sana zor geliyorsa, bunun insan yeteneğini
aşan bir şey olduğunu düşünme hemen; tersine, bir şey olanaklı ve insanın
yapabileceği bir şeyse, senin de onu başarabileceğini düşün.
Beden eğitimi sırasında kazara biri bizi tırmalar, ya da
kafa vurursa, ona kızmayız, alınmayız, ya da bize kötülük etmek isteyen
biri gibi kuşkuyla bakmayız ona; tetikte oluruz, kuşkusuz, ama düşmanımızmış
gibi, ya da güvensizlikle değil, efendice kaçınırız ondan. Yaşamın başka
alanlarında da böyle davranmalıyız: bizim gibi beden eğitimi yapanlardan
gelebilecek şeyleri göz önünde tutmalıyız; çünkü dediğim gibi, güvensizlik ya
da nefret duymaksızın önleyebiliriz onları.
Eğer birisi, fikirlerimin ve eylemlerimin yanlış olduğunu
kanıtlayarak beni ikna ederse, seve seve değiştiririm onları, çünkü benim
aradığım gerçekliktir, gerçeklikten kimse zarar görmez, yanılgılarında ve
bilgisizliklerinde direnenlerden başka.
Neşelenmek istediğinde, çevrende yaşayanların iyi
niteliklerini düşün: örneğin, birinin enerjisi, ötekinin sakınganlığı, bir üçüncüsünün
cömertliği, bir başkasının bir başka niteliği. Hiçbir şey çevremizdeki
insanların karakterlerine yansıyan erdemlerinin imgeleri kadar memnunluk verici
değildir, özellikle hepsi de bir aradaysa. Öyleyse, bu örnekleri hep aklında
tut.
Başkalarının söylediklerini dikkatle dinlemeye alıştır
kendini ve olabildiğince konuşanın zihnine girmeye çalış.
Söylediğin her sözcüğü tart; attığın her adıma dikkat et.
Verdiğin her kararın ne gibi sonuçları olacağını düşün. Bu ikinci durumda,
amacın ne olduğunu daha başından gör; birinci durumda ise sözcüklerin ne anlama
geldiğine dikkat et. Gelecek için kaygılanma; çünkü varman gerektiğinde,
yaracaksın oraya, şimdi yararlandığın usu da birlikte götürerek. Dik dur, ya da
başkaları ayakta tutsun seni. Başkaları ne yaparlarsa yapsınlar, ne söylerlerse
söylesinler, ben kendi adıma iyi bir insan olmalıyım. Tıpkı zümrüt —ya da altın
yahut erguvan— kendi kendine durmadan şöyle diyormuş gibi: “Başkaları ne
yaparlarsa yapsınlar, ne söylerlerse söylesinler, kendi adıma ben zümrüt olarak
kalacağım, rengimi koruyacağım.”
Başına ne gelirse gelsin, başlarına aynı şey gelince üzülen,
şaşkına dönen, sızlanan insanları getir gözünün önüne. Şimdi nerede bu
insanlar? Hiçbir yerde. Öyleyse? Sen de onlar gibi mi yapmak istersin?
Doğalarına öylesine yabancı olan bu duyguları, onları kışkırtan ve onlara boyun
eğdiren bu duyguları niçin onlara bırakarak, kendi adına, tümüyle, başına
gelenlerden en iyi biçimde nasıl yararlanacağın üstünde odaklanmıyorsun? Çünkü
böylece ondan yararlanabilir, malzeme olarak kullanırsın onu. Yeter ki dikkat
et, yaptığın her şeyde kendine iyi bir görünüş sunmaya karar ver; şu iki
noktayı aklından çıkarma: nasıl davrandığın ahlaksal bakımdan önem taşır;
kullandığın malzeme ise kendi başına ne iyi, ne de kötüdür.
Karakterin yetkinliği şurada yatar: her günü son günmüş gibi
yaşamak, telaşsız, uyuşuk olmaksızın, yapmacıksız. İnsanın, kendi kötülüğünden
kaçınmaya çalışmaması —ki bu olanaklı bir şeydir— ama başkalarının kötülüğünden
kaçınmaya çalışması —ki bu olanaksız bir şeydir— ne gülünç. Ne zaman bir iyilik
etsen ve biri ondan yararlansa, neden aptalların yaptıkları gibi, ayrıca üçüncü
bir ödül beklersin, iyilik ettiğinin bilinmesini ya da buna karşılık sana
iyilik edilmesini istersin? Hiç kimse iyilik görmekten bıkmaz, iyilik etmek
doğaya uygun bir davranıştır. Öyleyse, başkalarına iyilik ederek iyilik
bulmaktan bıkma.
Durumu iyice kavradınsa, başkalarının hakkında ne
düşüneceklerini bir yana bırak ve yaşamının geri kalanını, uzun olsun, kısa
olsun, kendi doğanın istediği gibi yaşamakla yetin. Öyleyse doğanın ne
istediği üstünde düşün ve başka hiçbir şeyin yolunu saptırmasına izin verme;
çünkü mutlu yaşamı bulamaksızın ne çok yollarda dolaşıp durduğunu yaşam
deneyiminden biliyorsun: ne usavurmalarda, ne varsıllıkta, ne ünde, ne tensel
hazlarda, ne de başka bir yerdedir mutlu yaşam. Öyleyse nerede bulacaksın onu?
İnsan doğasının gerektirdiğini yapmakta. Peki bu nasıl yapılabilir? Güdüleri ve
eylemleri yönetecek sağlam ilkelere sahip olarak. Nelerdir bu ilkeler? İyi ve
kötüyle ilgili, bize; insanı adil, ılımlı, yürekli ve özgür kılan şeylerden
başka hiçbir şeyin iyi olmadığını; kötülüklere yol açan şeylerden başka hiçbir
şeyin kötü olmadığını öğreten ilkelerdir.
Hiç kimseyi suçlamamalısın. Eğer elinden geliyorsa, insanı
düzelt; gelmiyorsa sorunun kendisini; onu da yapamıyorsan, suçlamak neye yarar?
Çünkü hiçbir şey amaçsız yapılmamalı. Karşındaki sorun neyse, onun
üstünde odaklan, ister bir nesne, ister bir etkinlik, ister bir ahlak kuramı ya
da sözcüklerin anlamı olsun.
Yaşamını bir bütün olarak düşünüp kaygılanma. Geçmişte
başına gelen, gelecekte de gelecek olan birçok çeşitli sıkıntıyı hep bir arada
düşünme, karşına çıkacak her sıkıntı için kendi kendine şunu sor: “Bunda
dayanılmaz, katlanılmaz olan ne var?”. Yanıtın yüzünü kızartırdı!
Tanrılar ya güçlüdürler, ya değildirler. Güçlü değilseler,
niçin onlara yakarıyorsun? Eğer güçlüyseler, niçin, bütün bunlardan korkmama,
onları istememe, bunlardan ötürü üzülmeme yetisini sana bağışlamaları için
yakarmıyorsun onlara, belli bir şeyin olması ya da olmaması için yakaracak
yerde?
Ama her şeyden önce, birini sadakatsizlik ya da vefasızlıkla
suçladığında, dikkatini kendine çevir, çünkü suçun sende olduğu açıktır; bu
karakterde birinin sözünü tutacağına güvendiğin ya da birine bir iyilik ettiğin
zaman bunu karşılık beklemeksizin ve iyiliğinin meyvesini, salt o eylemi
yapmakla aldığın inancıyla yapmadığın için. Daha ne istiyorsun, dostum? İyilik
etmekle kendi doğana uygun olarak davranmış olman sana yetmiyor mu da, bir ödül
bekliyorsun karşılığında?
Hiç kimse senin içtenliksiz olduğunu ya da dürüst olmadığını
haklı olarak söyleyemesin; senin için buna benzer şeyler söyleyen kişi yalan
söylesin. Bu senin gücünün sınırları içindedir; senin dürüst ve içten olmanı
kim engelleyebilir? Artık böyle olamıyorsan yaşamayı sürdürmemeye karar
vermelisin; böyle olmamanı us da onaylamaz.
Birisi beni küçümseyecek mi? Varsın küçümsesin. Ama ben
kendi adıma kimsenin küçümsenecek bir şey yaptığımı ya da söylediğimi görmemesi
için özen gösteririm. Birisi benden nefret mi edecek? Varsın etsin. Ama ben
herkese karşı iyiliksever ve iyi niyetli olmayı sürdüreceğim, özellikle de o
kişiye hatasını göstermeye hazır olacağım; ama onu kınayarak ya da sabrımla ona
gösteriş yapmaksızın, içtenlikli ve sevecen bir biçimde yapacağım bunu,
“Sana dürüst
davranmak istiyorum” diyen kişi, nasıl da yozdur, nasıl da ikiyüzlüdür. Sen ne
yapıyorsun arkadaş? Bu sözlere ne gerek var? Gerçek kendiliğinden açıklığa
kavuşacak. Yüzünde yazmalı, sesinde yankılanmalı, gözlerinde parlamalı, tıpkı
sevilenin, sevenin gözlerinde her şeyi hemen okuması gibi.
sen kendin de sık sık yanlış yapıyorsun, tıpkı ötekiler
gibisin; bazı yanlışlardan kaçındığın doğruysa da, gene de bu yanlışlara
eğilimin var; ödleklik, başkaları ne der korkusu ya da bu tür başka bir
kötülükten ötürü çekiniyorsun yanlış yapmaktan.
Öfke ve üzüntü, bize, bizi öfkelendiren ya da üzen şeylerin
kendilerinden çok daha fazla zararverir.
İyilik; sahici ve yapmacıklıktan ya da iki yüzlülükten uzak
olduğunda, alt edilmezdir. İnsanların en küstahı bile; ona karşı iyi niyetli
olmayı sürdürürsen, uygun olduğunda, sana zarar vermeye çalıştığı anda ona
yanlışını dingince gösterebilirsen, ne kötülük yapabilir sana? “Hayır,
İyilik; sahici ve yapmacıklıktan ya da iki yüzlülükten uzak
olduğunda, alt edilmezdir. İnsanların en küstahı bile; ona karşı iyi niyetli
olmayı sürdürürsen, uygun olduğunda, sana zarar vermeye çalıştığı anda ona
yanlışını dingince gösterebilirsen, ne kötülük yapabilir sana?
Epiktetos, insanın kendi çocuğunu öperken, kendi kendine
şöyle demesi gerektiğini söylüyordu: “Belki de yarın öleceksin.” “Ama bunlar
uğursuzluk getiren sözler.” “Hiç de değil,” diye yanıtladı Epiktetos, “Bunlar
yalnızca doğal bir olayı dile getiren sözcükler; yoksa başakların biçildiğini
söylemek de uğursuzluk getirirdi.”
“dairesel
yalnıızlıığğıın tadıınıı ççııkaran yusyuvarlak bir küüre” yapabilirsen,
yalnızca yaşamakta olduğun anı, yani şimdiki zamanı yaşamak için çaba
harcarsan, geri kalan zamanını ölünceye dek dinginlik ve sevecenlikle, içinde
barınan koruyucu ruhla barış içinde geçirebilirsin.
Başaracağını sanmadığın şeyleri de yap. Çünkü sol el de,
alıştırma yapmadığı için başka her şeyde yetersiz olmasına karşın, sürekli
alıştırma sayesinde dizginleri sağ elden daha güçlü kavrar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)